← Novel

The White Reaper [Turkish]

Chapter 1 / 86

‹›

Gökyüzünü Unutanlar

The White Reaper [Turkish]

Güneş doğmuştu. Ama onun için değil.

Yeraltında sabahın bir anlamı yoktu.

Burada günler, gökyüzünün rengiyle değil; zincirlerin şakırtısıyla başlardı.

Aerion, sırtına inen kırbaç sesini duyar duymaz kazmasını omzuna aldı. Nemli tünelleri dolduran kömür tozu her nefeste ciğerlerini biraz daha yakıyor, taş duvarlardan yankılanan yüzlerce kazmanın sesi tekdüze bir uğultuya dönüşüyordu.

Demiri kayaya indirdi.

Keskin bir çatırtı yükseldi. İnce çatlaklar kayanın üzerine yayıldı, ardından irili ufaklı taş parçaları ayaklarının dibine döküldü.

Bir darbe daha.

Sonra bir tane daha.

Kazmayı kaldırıyor, indiriyor, tekrar kaldırıyordu. Hareketleri artık kendi iradesiyle değil, yılların bedenine kazıdığı acımasız bir alışkanlıkla devam ediyordu. Omuzları her vuruşta biraz daha ağırlaşıyor, avuçlarındaki eski yaralar yeniden açılıyordu.

Ama duramazdı.

Burada duranlar çalışmayı bırakmış sayılmazdı.

Ölmeyi seçmiş sayılırlardı.

Aerion bunu herkesten iyi biliyordu.

Geçmişinin büyük bölümü zihninden silinmişti. Hatırlayabildiği tek şey, yıllar önce elini sıkıca tuttuğu küçük bir çocuktu.

Kardeşi.

Yüzünü bile artık net seçemiyordu.

Yine de bir gün onu bulacağına inanıyordu.

Bu umut, zincirlerinden daha ağır olsa da hâlâ kopmamış tek bağdı.

-Her zamanki gibi yüzün buz kesmiş.

Yanındaki ses düşüncelerini böldü.

Aerion başını çevirdi.

Elys, elindeki kazmayı omzuna yaslamış, her zamanki rahat tavrıyla ona bakıyordu. Üzerindeki kömür tozuna rağmen yüzündeki gülümseme eksilmiyordu.

-Sen de her zamanki gibi fazla konuşuyorsun.

Elys hafifçe güldü.

-Birimizin moralini yüksek tutması lazım.

Aerion cevap vermedi.

Sessizlik birkaç saniye sürdü.

Elys, Aerion'un eline baktı.

-Ellerin yine açılmış.

Aerion umursamaz bir ifadeyle avucunu kapattı.

-İyileşmelerine izin vermiyorlar.

-Biliyorum.

Elys kısa bir an sustu.

-Yine de dikkat et.

Tam o sırada uzun bir düdük sesi maden boyunca yankılandı.

Kazmalar durdu.

Yüzlerce köle istemsizce başını kaldırdı.

Taş çıkıntılarından birinin üzerine çıkan gözetmen Edward, sert bakışlarını kalabalığın üzerinde gezdirdi.

Kazılar sırasında yeni bir geçit bulundu.

Fısıltılar yükseldi.

Edward sesini daha da yükseltti.

-Geçidin sonu görünmüyor. İçeride ne olduğunu öğrenmek için dört kişi gönderilecek.

Kalabalığın içindeki uğultu büyüdü.

Hiç kimse seçilmek istemiyordu.

Yeraltında bilinmeyen şeyler, çoğu zaman ölümden bile daha korkutucuydu.

Edward birkaç saniye boyunca herkesi süzdü.

Sonra sert bir sesle bağırdı.

-Aerion.

Aerion başını kaldırdı.

-Elys.

Elys'in yüzündeki gülümseme hafifçe silindi.

-Lina.

Kalabalığın ön sıralarından genç bir kız öne çıktı.

-Killian.

Uzun boylu bir genç sessizce yanlarına geldi.

-Dördünüz benimle gelin.

Hiçbiri itiraz etmedi.

İtiraz edenlerin sonunu herkes biliyordu.

Edward, demir bir sandığın kapağını açtı. İçinden dört kısa kılıç ve iki kristal fener çıkardı.

Kristallerin içindeki soluk mavi ışık titreşiyor, çevrelerindeki karanlığı güçlükle bastırıyordu.

"Bunları dikkatli kullanın." dedi Edward. "Bu kristaller kolay bulunmuyor."

Aerion kılıcı sessizce beline taktı.

İçinden tek bir düşünce geçti.

Yine bizi seçti... Bir gün bile rahat bırakmayacak.

Elys, Aerion'un bakışlarını fark etmişti.

Hafifçe dirseğiyle ona dokundu.

-Kafanı dağıt.

Aerion derin bir nefes aldı.

Dördü birlikte yeni keşfedilen geçide doğru yürümeye başladılar.

Tünel ilerledikçe madenin alışıldık sesleri arkalarında kaldı.

Kazmaların yankısı kayboldu.

İnsan sesleri sustu.

Yerini ağır bir sessizlik aldı.

Sonunda önlerinde devasa, zifiri karanlıkla dolu bir yarık belirdi.

Kristal fenerlerin ışığı bile birkaç metreden öteye ulaşamıyordu.

Lina istemsizce yutkundu.

-Umarım sağ salim döneriz.

Elys, genç kızın omzuna hafifçe vurdu.

-Döneceğiz.

-Bu kadar emin olma sebebin ne?

-Başka seçeneğimiz yok.

Killian sessizce kılıcının kabzasını kavradı.

-Ne kadar oyalanırsak Edward o kadar sinirlenir.

Aerion, önündeki karanlığa uzun süre baktı.

Sanki geçit onları bekliyordu.

Sonra hiçbir şey söylemeden ilk adımını attı.

Diğer üçü de onu takip etti.

Ve karanlık, dördünü birden yuttu.

Next ›