← Novel

The White Reaper [Turkish]

Chapter 11 / 86

‹›

Yanlış Zamanda, Yanlış Yerde

The White Reaper [Turkish]

Sabah güneşi, Güney Kıtası'nın uçsuz bucaksız ovalarını altın rengine boyuyordu.

Mağaradan ayrılmalarının üzerinden yaklaşık bir saat geçmişti.

Beş kişilik grup, ana yollardan bilinçli olarak uzak duruyor; sık çalılıkların, seyrek ormanların ve kayalık tepelerin arasından ilerliyordu. İz bırakmamaya özen gösteriyor, mümkün olduğunca yumuşak zemini tercih ediyorlardı.

Arkalarında bıraktıkları mağara artık gözden kaybolmuştu.

Fakat hiçbiri peşlerindeki tehlikenin de kaybolduğunu düşünmüyordu.

Killian sessizliği bozdu.

-Bu kadar dikkatli olmamız gerçekten gerekli mi?

-Bence Edward'ın ilk işi mağaraya adam göndermek olacaktır.

Aerion gözlerini çevreden ayırmadan cevap verdi.

-Zaten tam da bu yüzden ana yollara çıkmıyoruz.

-Mağaranın diğer çıkışını bulmaları zaman alacak.

-Ama bulduklarında ilk kontrol edecekleri yerler yollar ve en yakın şehir olacak.

Elys hafifçe başını salladı.

-Haklı.

-Biz olsak biz de aynısını yapardık.

Lina yürürken sırtındaki küçük çantayı düzeltti.

-O hâlde birkaç gün boyunca şehirlerden uzak duracağız.

-Evet.

diye karşılık verdi Aerion.

-Önce izimizi kaybettireceğiz.

-Sonra daha uzaktaki bir şehre girip ihtiyaçlarımızı karşılayacağız.

Selwyn etrafına dikkatle bakıyordu.

İnsan dünyasını ilk kez bu kadar yakından görüyordu.

Yüksek ağaçlar...

Rüzgârda dalgalanan uzun otlar...

Gökyüzünde süzülen kuşlar...

İblis Âlemi'nden tamamen farklıydı.

Bir süre sessiz kaldıktan sonra konuştu.

-Burası...

-Beklediğimden daha huzurlu.

Killian hafifçe güldü.

-Sakın görünüşüne aldanma.

-Biraz sonra aç kurtlar, haydutlar ya da bizi ödül için teslim etmeye çalışan insanlar çıkarsa şaşırma.

Lina dirseğiyle Killian'a hafifçe vurdu.

-Daha çocuğun moralini bozma.

Killian omuz silkti.

-Gerçeği söylüyorum.

Aerion ise ufku izlemeye devam ediyordu.

Gri gözleri bir anlığına daraldı.

Yaklaşık birkaç yüz metre ileride, çimenlerin arasından yükselen ince bir duman sütunu görmüştü.

Doğal görünmüyordu.

Bir ateş...

Ve muhtemelen...

Birileri vardı.

Aerion sağ elini kaldırarak grubun durmasını işaret etti.

-Herkes eğilsin.

Sessizce çömeldiler.

Aerion gözlerini dumandan ayırmadan alçak sesle konuştu.

-Önümüzde biri kamp kurmuş.

-Kim olduklarını henüz bilmiyoruz.

-Bundan sonra atacağımız her adımı dikkatli seçmemiz gerekecek.

Aerion, gözlerini dumanın yükseldiği noktadan ayırmadı.

Sesini mümkün olduğunca alçak tuttu.

-Selwyn.

Genç iblis hemen ona döndü.

-Seni dinliyorum.

-Aura'nı ne kadar bastırırsan bastır...

-Boynuzların ve kanatların seni ele verir.

Selwyn sessizce başını salladı.

-Biliyorum.

Aerion, elindeki mana kılıcını yavaşça kınından çıkardı.

Parlak gri çelik, sabah güneşini yansıttı.

-Kan Sözleşmesi'nin üçüncü maddesini uygulayacağız.

-Kılıcımın içine gir.

Selwyn'in yüzünde kısa süreli bir tereddüt belirdi.

-İlk kez deneyeceğim.

-Ama başarabilirim.

Elys dikkatle ikisini izliyordu.

-Gerçekten bu kadar kolay mı?

Selwyn başını iki yana salladı.

-Kolay değil.

-Sözleşme yeni kurulduğu için ilk geçiş biraz zaman alacak.

-Bundan sonrakiler daha kolay olacak.

Aerion kılıcı iki eliyle kavrayarak yere sapladı.

-Hazırım.

Selwyn gözlerini kapattı.

Kan Sözleşmesi'nin mührü, elinin üzerinde koyu kırmızı bir ışıkla belirdi.

Aynı anda Aerion'un sağ elinin üstünde de aynı mühür parladı.

İki mühür arasında ince, kızıl bir mana bağı oluştu.

Selwyn derin bir nefes aldı.

-Ben...

-Ashryn Hanedanı'nın son varisi Selwyn Ashryn...

-Kan Sözleşmesi'nin üçüncü maddesini yürürlüğe koyuyorum.

-Benliğimi geçici olarak sözleşme sahibinin kılıcına emanet ediyorum.

Kızıl mana, bedeninden ince iplikler hâlinde ayrılmaya başladı.

Boynuzları saydamlaştı...

Ardından tüm bedeni, rüzgârda dağılan küller gibi parçalanarak ışığa dönüştü.

O kızıl ışık parçacıkları tek tek Aerion'un kılıcına doğru süzüldü.

Kılıcın yüzeyine değdikleri anda çelik, bir anlığına koyu kırmızı renkte parladı.

Mağara kadar güçlü olmayan ama hissedilir bir mana dalgası çevreye yayıldı.

Birkaç saniye sonra...

Selwyn tamamen gözden kaybolmuştu.

Orada yalnızca Aerion ile elindeki kılıç kalmıştı.

Killian şaşkınlıkla etrafına bakındı.

-Bu...

-Gerçekten işe yaradı.

Lina da kılıca dikkatlice baktı.

-Onun manasını bile hissedemiyorum.

Elys gözlerini kapatıp algılama büyüsünü kullandı.

Birkaç saniye sonra hayretle konuştu.

-Ben de hissedemiyorum.

-Sanki hiç var olmamış gibi.

Tam o anda Aerion'un zihninde sakin bir ses yankılandı.

-Beni duyabiliyor musun, Aerion?

Aerion'un kaşları hafifçe kalktı.

-Evet.

-Demek sözleşme sayesinde düşüncelerimizi de paylaşabiliyoruz.

Selwyn'in sesi zihninde yeniden duyuldu.

-Görünüşe göre öyle.

-Bu, savaş sırasında işimize yarayabilir.

Aerion belli belirsiz gülümsedi.

-Kesinlikle.

Kılıcı yeniden kınına yerleştirdi.

Artık dışarıdan bakıldığında, beş kişilik grup dört kişiye düşmüş gibi görünüyordu.

Aerion gözlerini yeniden uzaktaki duman sütununa çevirdi.

-Hazır olun.

-Kim olduklarını öğrenmeden ortaya çıkmayacağız.

Dördü, çalıların arasından sessizce ilerlemeye başladı. Her adımlarını dikkatle atıyor, dumanın yükseldiği noktaya mümkün olduğunca fark edilmeden yaklaşmaya çalışıyorlardı.

Aerion, elini kaldırarak grubun durmasını işaret etti.

Yavaşça dizlerinin üzerine çöktü.

Önlerindeki çalılıkların arasından dumanın yükseldiği açıklığı izlemeye başladı.

Birkaç saniye sonra konuştu.

-Savaşçı değiller.

Killian kaşını kaldırdı.

-Nasıl anladın?

-Mızraklarını ve kılıçlarını taşıma biçimlerinden.

-Bunlar paralı asker ya da şövalye değil.

-Lina, biraz daha sağa.

-Sen de bak.

Lina sessizce çalılıkların arasından baktı.

Açıklığın ortasında dört büyük yük arabası duruyordu.

Arabaların üzeri kalın bezlerle örtülmüş, yanlarına tahta kasalar indirilmişti.

İki adam büyük bir kazanın başında yemek hazırlıyor, birkaç kişi ise atların koşumlarını kontrol ediyordu.

Arabaların etrafında dolaşan muhafızlar vardı ancak sayıları fazla değildi.

Yaklaşık on iki kişi...

Bunların yalnızca dördü silahlı görünüyordu.

Lina fısıldadı.

-Tüccarlar...

Elys de başını salladı.

-Arabaların üzerindeki armayı görüyor musunuz?

Killian gözlerini kıstı.

-Güneş mi o?

-Hayır.

diye düzeltti Aerion.

-Batan güneş.

-Batı Ticaret Birliği'nin simgesi.

-Bunlar batıdan gelen bir tüccar kafilesi.

Killian şaşkınlıkla Aerion'a döndü.

-Bunu da mı biliyorsun?

-Kuzeydeyken ticaret yollarını öğrenmek zorundaydım.

-Bu arma Batı Kıtası'ndan gelen tüccarların kullandığı ortak semboldür.

Elys derin düşüncelere daldı.

-Batı'dan buraya kadar gelmişlerse...

-Yanlarında değerli mallar taşıyor olmalılar.

-Ve muhtemelen farklı şehirlerden de haberleri vardır.

Lina hafifçe gülümsedi.

-Belki bize yardım bile edebilirler.

Killian hemen başını iki yana salladı.

-Ya da ödül karşılığında bizi Edward'a teslim ederler.

Sessizlik çöktü.

Bu ihtimal kimsenin hoşuna gitmemişti.

Aerion, kampı dikkatlice incelemeye devam etti.

Arabalardan birinin üzerinde kaliteli kumaş ruloları vardı.

Bir diğerinde demir külçeleri ve marangoz aletleri göze çarpıyordu.

Son arabaya bağlanmış sağlam ahşap kafeslerde ise birkaç koyun ve tavuk bulunuyordu.

Tam o sırada...

Kampın ortasında duran, kır saçlı yaşlı bir adam yüksek sesle konuştu.

-Herkes çabuk olsun!

-Gün batmadan Serevin'e ulaşmamız gerekiyor!

Aerion'un gözleri hafifçe büyüdü.

-Serevin...

Lina merakla sordu.

-O da ne?

Aerion gözlerini kamptan ayırmadan cevap verdi.

-Buraya yaklaşık iki günlük mesafede bulunan ticaret şehri.

-Tam da gitmeyi planladığımız şehir.

Killian'ın yüzüne umut dolu bir ifade yerleşti.

-O zaman şansımız yaver gitmiş olabilir.

Elys ise temkinliydi.

-Henüz değil.

-Onlara güvenip güvenemeyeceğimizi bilmiyoruz.

Aerion başını hafifçe salladı.

-Önce onları biraz daha izleyeceğiz.

-Sonra karar vereceğiz.

Tam o anda yaşlı tüccarın sert sesi yeniden duyuldu.

-Muhafızlar!

-Ormanın kenarını bir kez daha kontrol edin.

-Son günlerde bu bölgede haydutların görüldüğü söyleniyor.

Bu emirle iki silahlı muhafız, ellerini kılıçlarının kabzalarına götürerek doğruca Aerion ve arkadaşlarının saklandığı ormana doğru yürümeye başladı.

‹ PreviousNext ›