Aerion elini kaldırarak gruba olduğu yerde kalmalarını işaret etti.
İki muhafız, kılıçları bellerinde, dikkatli adımlarla ormanın içine doğru ilerliyordu.
Kuru dalların çıtırtısı giderek yaklaşıyordu.
-Lina.
diye fısıldadı Aerion.
-Mana izini tamamen bastır.
-Zaten elimden geleni yapıyorum.
Killian nefesini tuttu.
Elys ise gözlerini kapatıp muhafızların konumunu takip ediyordu.
-Bize on metreden daha yakınlar...
-Dokuz...
-Sekiz...
Bir dal sertçe kırıldı.
İki muhafız çalıların arasından çıktı.
İlk muhafız çevreyi süzdü.
Diğeri ise doğrudan Aerion'un bulunduğu çalılığa baktı.
-Orada!
-Kim var?!
Dört kişi yavaşça saklandıkları yerden çıktı.
Muhafızların bakışları tek tek üzerlerinde gezindi.
Yıpranmış kıyafetler...
Kan lekeleri...
Yaralar...
Ve silahlar...
İlk muhafız sert bir sesle konuştu.
-Siz kimsiniz?
Aerion sakinliğini bozmadı.
-Yolumuzu kaybettik.
-Mağaralardan çıkmayı yeni başardık.
Muhafız şüpheyle kaşlarını çattı.
-Madenci misiniz?
-Evet.
-Nerede çalışıyordunuz?
Aerion hiç duraksamadı.
-Güneydeki madenlerden birinde.
-Hangi maden?
Bu kez cevap vermeden önce kısa bir sessizlik oldu.
Muhafız bunu fark etmişti.
Sağ elini yavaşça kılıcının kabzasına götürdü.
-Neden sustun?
Killian dişlerini sıktı.
Durumun kötüye gittiğini anlamıştı.
Muhafızlardan diğeri bir adım öne çıktı.
-Başınızı kaldırın.
-Yüzlerinizi daha net görelim.
Tam o anda...
Muhafızın bakışları Aerion'un boynundaki eski köle tasmasına takıldı.
Gözleri büyüdü.
-Bekle...
-Siz...
Bir anda bütün gücüyle bağırdı.
-Kaçaklar var!
-Silahlanın!
Ses kampın bulunduğu açıklıkta yankılandı.
Aerion'un gözleri sertleşti.
İlk hareket eden muhafız olmadı.
Aerion oldu.
Mana ile güçlendirilmiş kılıcı tek hamlede kınından çıktı.
Muhafız daha kılıcını çekemeden boynundan aldığı darbeyle yere yığıldı.
If you find this story on Amazon, be aware that it has been stolen. Please report the infringement.
İkinci muhafız geriye sıçrayıp silahını kaldırdı.
-Ne—
Sözünü tamamlayamadı.
Killian baltasını savurdu.
Muhafızın göğsüne isabet eden darbe onu birkaç metre geriye savurdu.
Yere düştüğünde artık nefes almıyordu.
Sessizlik...
Yalnızca uzaktan gelen telaşlı sesler duyuluyordu.
Kamptan bağrışmalar yükselmişti.
-Orman tarafındalar!
-Buraya!
-Silahlarınızı alın!
Elys, kamp yönüne baktı.
-En az sekiz kişi bize doğru geliyor.
Lina hemen konuştu.
-Buradan hemen uzaklaşmalıyız.
-Onlarla uğraşmanın hiçbir anlamı yok.
Killian ise başını iki yana salladı.
-Neden?
-Hâlihazırda muhafızlardan biri yüksek sesle bağırıp bizi ifşa etti.
-Artık saklanmanın bir anlamı kalmadı.
-Neden hepsini öldürüp doğrudan kurtulmuyoruz?
Lina sertçe ona döndü.
-Onlar asker değil.
-Tüccar kafilesi.
-Hepsini öldürmek zorunda değiliz.
Killian omuz silkti.
-Birazdan ellerine silah alıp bizi öldürmeye çalışacaklar.
-Bunun neresi farklı?
Sessizlik oluştu.
Elys gözlerini kapatıp yaklaşan grubun hareketlerini hissetti.
-Çoğu silahlanmış.
-Bize doğru geliyorlar.
Selwyn'in sesi Aerion'un zihninde yankılandı.
-Eğer çatışma çıkarsa dikkatli ol.
-Aralarında eğitimli biri hissediyorum.
Aerion hiçbir şey söylemedi.
Sadece yaklaşan ayak seslerini dinledi.
Birkaç saniye sonra kılıcını sıkıca kavradı.
Gri gözleri kararlılıkla kampın bulunduğu yöne çevrildi.
Kararı verecek olan yine oydu.
Aerion, yaklaşan ayak seslerini birkaç saniye daha dinledi.
Sonra derin bir iç çekti.
-Bu insanlar...
-Ne kadar kaçarsak kaçalım bizi takip edecek gibiler.
Kılıcının kabzasını biraz daha sıkıca kavradı.
-Şu paslanmış yeteneklerimi kullanmamın bir sakıncası olmaz sanırım.
Killian'ın yüzünde hafif bir sırıtış belirdi.
-İşte beklediğim söz buydu.
Lina ise hâlâ endişeliydi.
-Dikkatli olun.
-Gereksiz yere can almayın.
Aerion başını salladı.
-Mecbur kalmadıkça öldürmeyeceğim.
Beşi de çalılıkların arasından çıktı.
Karşı tarafta, ellerinde mızrak ve kılıçlar bulunan sekiz muhafız çoktan savaş düzeni almıştı.
Ortalarında ise yaşlı tüccar duruyordu.
Muhafızlardan biri bağırdı.
-İşte oradalar!
-Yakalayın!
İki muhafız aynı anda Aerion'a doğru atıldı.
Aerion olduğu yerde bekledi.
İlk muhafız kılıcını savurduğu anda yalnızca yarım adım yana çekildi.
Çelik havayı biçti.
Aerion bileğini çevirdi.
Mana kılıcı tek bir çizgi hâlinde parladı.
Şıng!
Muhafızın kılıcı ikiye ayrıldı.
Hemen ardından omzundan aldığı darbeyle yere savruldu.
İkinci muhafız mızrağını ileri uzattı.
Aerion mızrağı eliyle kenara itti.
Rakibinin dengesini bozduğu anda kabzayla çenesine sert bir darbe indirdi.
Muhafız olduğu yere yığıldı.
Diğer tarafta Killian, iri cüssesinin avantajını kullanarak iki muhafızı aynı anda geri püskürtüyordu.
Lina'nın oluşturduğu mana kılıcı, rakiplerinin silahlarını tek tek kırıyor; Elys ise fırsat buldukça rakiplerin eklemlerini hedef alarak onları savaşamaz hâle getiriyordu.
Çatışma yalnızca birkaç dakika sürdü.
Yerde inleyen yaralılar vardı.
Üç muhafız ise artık hareket etmiyordu.
Geri kalanlar korkuyla birkaç adım geri çekildi.
Yaşlı tüccar titreyen bir sesle konuştu.
-Yeter!
-Yeter artık!
-Kimsiniz siz?
Aerion cevap vermedi.
Yaşlı adam konuşmayı sürdürdü.
-Teslim olun!
-Yanımızda bir kılıç ustası var!
-Onu yenmeniz mümkün değil!
Aerion'un dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Kılıcını omzuna yasladı.
-Benim adım...
-Aerion Argentis.
-Uzun zaman sonra elime sağlam ve keskin bir kılıç almışken...
-Öylece pes edecek biri değilim.
Bu isim duyulduğu anda...
Yaşlı tüccarın gözleri sonuna kadar açıldı.
Yanındaki muhafızlar şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.
-Ne dedin?
-Argentis mi?
Yaşlı adam istemsizce bir adım öne çıktı.
-Kuzey'in On Üç Büyük Şövalye Hanedanı'ndan biri olan Argentis'ten mi bahsediyorsun?
-Hani şu yaklaşık on yıl önce düşüşe geçen...
Aerion'un yüzündeki ifade değişmedi.
-Evet.
-Tam da o Argentis Hanedanı.
Yaşlı tüccar bir an konuşamadı.
Karşısında duran yıpranmış kıyafetli gencin yüzüne dikkatle baktı.
Sonra mırıldandı.
-Demek söylentiler doğruymuş...
-Argentis Hanedanı'nın gerçekten hayatta kalan bir varisi varmış...
Tam o anda, tüccar kafilesinin en arkasında duran siyah pelerinli bir adam ağır adımlarla öne çıktı.
Belindeki uzun kılıcın kabzasına sessizce dokundu.
Şimdiye kadar tek kelime etmemişti.
Ancak Aerion, adamın duruşuna baktığı anda bunu anladı.
Karşısındaki kişi sıradan bir muhafız değildi.
Gerçek bir kılıç ustasıydı.
Siyah pelerinli adam, ağır ama kendinden emin adımlarla grubun önüne çıktı.
Üzerindeki sade deri zırh, yılların izlerini taşıyordu.
Belindeki uzun kılıç ise diğer muhafızların silahlarından tamamen farklıydı.
Ne süslüydü...
Ne de gösterişli.
Fakat kabzasındaki aşınmalar, onun sayısız kez çekilip tekrar kınına girdiğini anlatıyordu.
Adamın keskin bakışları doğrudan Aerion'a kilitlendi.
Bir süre onu baştan aşağı süzdü.
Sonra dudaklarının kenarında hafif bir sırıtış belirdi.
-Demek...
-Argentis Hanedanı'nın bir varisi.
-Bunu hiç beklemiyordum.
Aerion sessizce karşısındaki adamı inceliyordu.
Adamın duruşu...
Nefes alış verişi...
Kılıcını taşıma şekli...
Hepsi tek bir şeyi söylüyordu.
Tehlikeli.
Adam yavaşça kılıcının kabzasını okşadı.
-Sana bir teklifim var.
Aerion'un ifadesi değişmedi.
-Dinliyorum.
Adamın sırıtışı biraz daha genişledi.
-Benimle düello yap.
Bu söz üzerine Lina ve Killian aynı anda adama baktılar.
Lina kaşlarını çattı.
-Düello mu?
-Bunca şey yaşandıktan sonra?
Adam omuz silkti.
-Burada gereksiz yere daha fazla kan dökülmesini istemiyorum.
-Eğer gerçekten Argentis Hanedanı'nın bir üyesiysen...
-Kılıcını görmek istiyorum.
Bakışlarını Aerion'dan ayırmadı.
-Kuzey'in On Üç Büyük Şövalye Hanedanı'ndan biri olan Argentis'in gücünü uzun zamandır merak ediyorum.
-Adını yıllardır duyuyorum.
-Ama hiçbir zaman bir Argentis şövalyesiyle karşılaşma fırsatım olmadı.
Killian alaycı bir gülümsemeyle araya girdi.
-Bu merakını gidermek için biraz geç kalmadın mı?
-Hanedan yaklaşık on yıl önce yıkıldı.
Adam başını salladı.
-Tam da bu yüzden.
-Belki de karşımdaki kişi...
-O hanedanın son kılıcıdır.
Sessizlik çöktü.
Elys, Aerion'a doğru eğildi.
-Alışılmadık derecede sakin.
-Bana göre kendine güvenmesinin bir sebebi var.
Selwyn'in sesi Aerion'un zihninde yankılandı.
-Dikkatli ol.
-Bu adamın aurası sıradan değil.
-Kılıcını çekmeden bile baskı hissedebiliyorum.
Aerion yavaşça nefes verdi.
Gözleri adamın belindeki kılıca kaydı.
-Bir düello...
dedi sakince.
-Kazanırsam?
Adam hiç düşünmeden cevap verdi.
-Kafilem sana ve arkadaşlarına dokunmayacak.
-Üstelik sizi Serevin'e kadar güvenli bir şekilde götüreceğiz.
Aerion'un bakışları sertleşti.
-Ya kaybedersem?
Adamın yüzündeki sırıtış kayboldu.
-O zaman...
-Kılıcını bana teslim edeceksin.
-Ve kim olduğuna dair bildiğim her şeyi unutmaya çalışacağım.
-Benim için bu düello yalnızca bir merakın cevabı.
-Gücünü görmek istiyorum, Aerion Argentis.
Rüzgâr ikisinin arasından geçti.
Çevredeki herkes sessizce sonucu bekliyordu.
İki kılıç ustası...
İlk kez birbirlerinin karşısında duruyordu.