Açıklığın ortasında geniş bir alan boşaltılmıştı.
Tüccarlar ve muhafızlar istemsizce geri çekilmiş, iki savaşçıya yer açmışlardı. Hiç kimse konuşmuyordu. Az önce yaşanan çatışma yerini ağır bir sessizliğe bırakmıştı.
Aerion ile siyah pelerinli kılıç ustası, birbirlerinden yaklaşık yirmi metre uzakta duruyorlardı.
Rüzgâr, ikisinin arasından geçerek çimenleri hafifçe dalgalandırdı.
Adam kılıcını yavaşça kınından çekti.
Parlak çelik, güneş ışığını yansıttı.
-Benim adım...
-Roderic Valen.
-Ömrünü kılıca adamış sıradan bir gezgin.
Aerion da mana kılıcını kınından çıkardı.
Kılıcın mavi ışığı kısa süreliğine çevreyi aydınlattı.
-Aerion Argentis.
-Argentis Hanedanı'nın son varisi.
Roderic hafifçe gülümsedi.
-Bugün ikimizden biri çok şey öğrenecek.
Yaşlı tüccar, ikisinin tam ortasına baktı.
Derin bir nefes aldı.
Sonra yüksek sesle bağırdı.
-Başlayın!
Söz biter bitmez...
İkisi de aynı anda harekete geçti.
Toprak ayaklarının altında parçalandı.
Aralarındaki yirmi metrelik mesafe bir nefeste kapandı.
Çaaang!
İki kılıç ilk kez çarpıştı.
Çarpışmanın oluşturduğu metal sesi bütün açıklıkta yankılandı.
Ne Aerion geri çekildi...
Ne de Roderic.
Kılıçlar art arda çarpışmaya devam etti.
Çang!
Tang!
Şıng!
Her hamle bir öncekinden daha hızlıydı.
Aerion'un saldırıları kusursuz bir disiplin taşıyordu.
Roderic ise yılların verdiği tecrübeyle her darbeyi karşılıyor, fırsat buldukça anında karşı saldırıya geçiyordu.
İzleyenlerin gözleri ikisine yetişemiyordu.
Killian istemsizce mırıldandı.
-Bunlar...
-Gerçekten insan mı?
Lina sessizce başını salladı.
-Henüz ne büyü kullandılar...
-Ne de herhangi bir kılıç tekniği.
-Bu yalnızca temel kılıç ustalıkları.
Elys'in gözleri hayretle açıldı.
-Buna rağmen...
-Bizim göremeyeceğimiz kadar hızlılar.
Dakikalar geçti.
İki savaşçı hâlâ birbirlerine üstünlük kuramamıştı.
Roderic, Aerion'un bir darbesini savuşturduktan sonra geriye doğru sıçradı.
Yüzünde memnun bir ifade vardı.
-Güzel...
-Gerçekten güzel.
-Sonunda isminden daha güçlü biriyle karşılaştım.
Derin bir nefes aldı.
Kılıcını iki eliyle kavradı.
Kızıl mana, kılıcının etrafında dönmeye başladı.
Toprak ısındı.
Hava titredi.
-Alev Ejderhasının İradesi!
The narrative has been taken without authorization; if you see it on Amazon, report the incident.
Kılıçtan yükselen kızıl mana, devasa bir ejderhanın başını andıran alevlere dönüştü.
Ejderha kükreyerek Aerion'a doğru atıldı.
Lina'nın yüzü gerildi.
-Bu...
Aerion ise kıpırdamadı.
Sakin bir nefes aldı.
Kılıcını yatay şekilde önüne kaldırdı.
Sessizce konuştu.
-Argentis Kılıç Teknikleri...
-Temel Sanatlar...
-Boyut Kesme.
Bir adım attı.
Ve kılıcını savurdu.
Şııırrk!
Ne alev patladı...
Ne de büyük bir çarpışma yaşandı.
Sanki görünmez bir çizgi, uzayın kendisini ikiye ayırmıştı.
Kızıl ejderha...
Ortadan ikiye bölündü.
Alevler sessizce dağıldı.
Roderic'in gözleri şaşkınlıkla büyüdü.
-Boyutu...
-Kestin...
İlk kez yüzündeki sakin ifade bozulmuştu.
Sonra yavaşça gülümsedi.
-Güzel yeteneklerin varmış.
-Seninle düello yapabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum.
Aerion cevap vermedi.
İkisi yeniden birbirlerine atıldı.
Kılıçlar tekrar çarpışmaya başladı.
Tam o sırada Aerion konuştu.
-Sen bana kişisel tekniğini gösterdin.
-Ama ben henüz göstermedim.
Roderic'in kaşı hafifçe kalktı.
Aerion'un sesi sakinliğini koruyordu.
-Geliştirmek için on iki yılımı harcadığım...
-Aşkın Tekniğimi görme fırsatı bulamadan elenme sakın.
Bu sözlerle birlikte Aerion hızla geriye sıçradı.
Kılıcını iki eliyle kavradı.
Derin bir nefes aldı.
Mana, etrafında sessizce dönmeye başladı.
-Argentis Kılıç Teknikleri...
-Aşkın Düzey...
-Kaos Denizi.
Bir anda...
Kılıcının üzerindeki tüm ışık söndü.
Yerini, ışığı bile yutan mutlak bir siyahlık aldı.
Bu, sıradan bir karanlık değildi.
Sanki kılıcın üzerinde dipsiz bir boşluk açılmıştı.
Bakan hiç kimse o siyahlığın sonunu göremiyordu.
Rüzgâr durdu.
Kuş sesleri kesildi.
Sanki dünya birkaç saniyeliğine nefes almayı bırakmıştı.
Aerion tek bir adım attı.
Ve kılıcını sessizce savurdu.
Siyah bir yarık, havayı boydan boya yardı.
Roderic'in gözbebekleri küçüldü.
-Bu... imkânsız...
Yarık ikisini de içine çekti.
Bir göz kırpması kadar kısa sürede...
Açıklık boş kaldı.
Aerion ve Roderic ortadan kaybolmuştu.
Geriye yalnızca, havada yavaşça kapanan siyah çatlak kalmıştı.
Kaos Denizi.
Siyah yarık kapandığı anda...
Açıklığa ölüm sessizliği çöktü.
Rüzgâr bile esmemeye başlamış gibiydi.
Tüccarlar, muhafızlar, Lina, Elys ve Killian; herkes birkaç saniye önce gözlerinin önünde yaşanan olayı anlamaya çalışıyordu.
Killian boşluğa bakarak mırıldandı.
-Nereye... gittiler?
Elys gözlerini kapattı.
Algılama büyüsü sessizce çevreye yayıldı.
Birkaç saniye sonra yüzü gerildi.
-Hissedemiyorum.
-Sanki... bu dünyadan tamamen silindiler.
Lina, havada yavaş yavaş kapanan siyah yarığa bakıyordu.
-Böyle bir tekniği...
-Hayatım boyunca ne gördüm ne de duydum.
Selwyn'in sesi yalnızca Aerion'un zihninde yankılandı.
-Demek sonunda Kaos Denizi'ni kullandın...
Aerion gözlerini açtığında...
Etrafında gökyüzü yoktu.
Güneş...
Yıldızlar...
Ufuk...
Hiçbiri yoktu.
Her yön sonsuzmuş gibi görünüyordu.
Ayaklarının altında ise uçsuz bucaksız, durgun bir deniz uzanıyordu.
Ne dalga vardı...
Ne rüzgâr...
Ne de ses.
Su, kusursuz bir ayna gibi hareketsizdi.
Renk diye bir kavram da yok gibiydi.
Siyah...
Beyaz...
Ve onların arasındaki sonsuz tonlar.
Roderic etrafına şaşkınlıkla baktı.
-Burası...
-Neresi?
Aerion gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi.
-Burası...
-Kaos Denizi.
Roderic kaşlarını çattı.
-Kaos Denizi?
Aerion sakin bir sesle konuşmaya devam etti.
-Sayısız evrenin içinde bulunduğu yer.
-Basitçe anlatmam gerekirse...
-Var olan her şeyin içine konulduğu kap.
Roderic'in nefesi kesildi.
Aerion sözlerini sürdürdü.
-İçinde yaşadığımız dünya...
-İblis Âlemi...
-Ve henüz varlığından bile haberdar olmadığın sayısız evren...
-Hepsi Kaos Denizi'nin içinde var olur.
Kılıcını yavaşça kaldırdı.
-Ben seni buraya getirmedim.
-Sadece kapıyı kısa süreliğine araladım.
Roderic'in gözlerinde ilk kez gerçek bir şaşkınlık belirdi.
-Böyle bir şey...
-Mümkün olamaz.
Aerion'un sesi değişmedi.
-Bu yüzden bu tekniğin adı...
-Aşkın Teknik.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Roderic gülümsedi.
-O hâlde...
-Böyle bir yerde kaybetmektense...
-Sonuna kadar savaşmayı tercih ederim!
Bir anda ileri atıldı.
Kılıcını savururken kızıl mana gökyüzüne yükseldi.
-Alev Ejderhasının İradesi!
Bu kez tek bir ejderha değil...
Dört devasa alev ejderhası oluştu.
Her biri farklı yönden Aerion'a saldırdı.
Aerion kılıcını hafifçe kaldırdı.
-Uzay Katlama.
Önündeki boşluk sessizce büküldü.
Ejderhalar Aerion'a ulaşacakları anda yön değiştirdi.
Kendi etraflarında dönerek birbirlerine çarptılar.
Devasa patlamalar Kaos Denizi'nde yankılandı.
Roderic duraksamadı.
Kılıcını yeniden kaldırdı.
-Rüzgâr Tanrısının Adımı!
Şiddetli rüzgârlar bedenini sardı.
Bir anda onlarca görüntüye ayrıldı.
Her biri farklı açıdan Aerion'a saldırıyordu.
Aerion gözlerini kapattı.
-Zaman Durgunluğu.
Bir anda...
Her şey yavaşladı.
Rüzgâr...
Su...
Hatta Roderic'in nefesi bile.
Aerion ağır adımlarla yürüdü.
Gerçek bedeni buldu.
Tek bir hamle yaptı.
ŞIING!
Roderic son anda geri çekildi.
Omzunda derin bir yara açılmıştı.
Kanı, renksiz denizin üzerine düştü.
Roderic acıyla gülümsedi.
-Harika...
-Gerçekten harika!
Bütün manasını serbest bıraktı.
Alev ve rüzgâr birbirine karıştı.
Gökyüzünü kaplayan devasa bir ateş fırtınası oluştu.
-Gökyüzünü Yakan Fırtına!
Alevler kilometrelerce yükseldi.
Kaos Denizi ilk kez hareketlenmiş gibiydi.
Aerion derin bir nefes aldı.
-Boyut Yarığı.
Kılıcını yatay biçimde savurdu.
Sessiz bir kesik...
Ve ardından...
Ateş fırtınası ortadan ikiye ayrıldı.
Sanki uzayın kendisi kesilmişti.
Roderic'in gözleri büyüdü.
-Yine mi...
Boyutun ikiye ayrıldığı çizgiden geçen bütün alevler yok oldu.
Aerion bu kez ileri atıldı.
-Uzay Basamağı.
Bir göz kırpması kadar kısa sürede Roderic'in önünde belirdi.
Kılıçlar yeniden çarpıştı.
ÇAAANG!
ŞIING!
TANG!
Her darbede Kaos Denizi'nin yüzeyi dalgalanıyor, siyah halkalar sonsuzluğa yayılıyordu.
Roderic dişlerini sıktı.
-Hâlâ...
-Hâlâ gerçek gücünü göstermedin!
Aerion başını hafifçe eğdi.
-Burada...
-Benimle eşit değilsin.
-Burası Kaos Denizi.
-Uzay...
-Zaman...
-Ve boyutlar...
-Benim irademe cevap verir.
Roderic son kez bütün gücünü topladı.
Kılıcı alevlerle kaplandı.
Rüzgârlar etrafında döndü.
-Bu son darbe!
Aerion da kılıcını kaldırdı.
-Ne yazık ki...
-Burada sonucun değişmesi mümkün değil.
Bir adım attı.
Ve kılıcını savurdu.
Ne büyük bir patlama oldu...
Ne de kulakları sağır eden bir ses.
Sadece tek bir siyah çizgi oluştu.
Çizgi Roderic'in kılıcına dokunduğu anda...
ÇAT!
Kılıç ortasından ikiye ayrıldı.
Kırık parçalar sessizce denizin üzerine düştü.
Aerion'un kılıcı ise Roderic'in boğazında durmuştu.
Roderic birkaç saniye boyunca kırık kılıcına baktı.
Sonra gözlerini kapattı.
Derin bir nefes verdi.
-Kazandın...
-Aerion Argentis.
-Gerçekten...
-Kuzey'in en büyük şövalye hanedanlarından birinin varisi olduğunu kanıtladın.
Aerion kılıcını indirdi.
Tam o anda Kaos Denizi çatlamaya başladı.
Sonsuz deniz, siyah cam gibi parçalandı.
İki savaşçının bedenleri ışığa dönüştü.
Bir göz kırpması sonra...
İkisi de yeniden tüccar kafilesinin bulunduğu açıklıkta belirdi.
Aerion dimdik ayaktaydı.
Roderic ise diz çökmüş, kırılmış kılıcının parçalarını sessizce izliyordu.
Düello sona ermişti.