← Novel

The White Reaper [Turkish]

Chapter 16 / 86

‹›

Argentis'in Dönüşü

The White Reaper [Turkish]

Albrecht, uzun süre Selwyn'e baktı.

Şaşkınlığını gizlemeye çalışsa da bunu başaramıyordu.

Sonunda derin bir nefes aldı.

-Demek...

-Mağarada bulduğunuz çocuk buydu.

Aerion başını salladı.

-Evet.

Albrecht'in bakışları Selwyn'in boynuzlarına kaydı.

-Onun bir iblis olduğu açık.

-Ama seni gördüğünde saldırmadı.

-Aksine...

-Sana güveniyor.

Selwyn ilk kez konuştu.

-Bana güvenmem için bir sebep verdi.

-Ben ölmek üzereyken...

-Beni öldürmek yerine hayatımı kurtardılar.

-Bunu unutamam.

Albrecht, Selwyn'in sakin tavrını dikkatle inceledi.

Ardından gözlerini yeniden Aerion'a çevirdi.

-Kim olduğunu biliyor musun?

Aerion cevap verdi.

-Evet.

-Selwyn Ashryn.

-Düşüşe geçen Ashryn Kontluğu'nun hayatta kalan son üyesi.

Albrecht'in yüzündeki ifade değişti.

-Ashryn...

-Bu ismi yıllardır duymamıştım.

-Batı'da bile haklarında birçok söylenti dolaşıyordu.

Selwyn başını önüne eğdi.

-Artık geriye yalnızca söylentiler kaldı.

-Kontluğum da...

-Ailem de yok.

Odadaki hava bir anlığına ağırlaştı.

Albrecht sandalyesinden kalktı.

Yavaşça Selwyn'in önüne geldi.

Bir süre hiçbir şey söylemeden onu süzdü.

Sonra sağ elini uzattı.

-Tanıştığıma memnun oldum, Selwyn Ashryn.

-Ben Albrecht.

-Batı Ticaret Birliği'nin kıdemli tüccarlarından biriyim.

Selwyn kısa süre tereddüt etti.

Sonra uzatılan eli sıktı.

-Ben de memnun oldum.

Albrecht hafifçe gülümsedi.

-Endişelenme.

-Bu sırrı benden başka kimse öğrenmeyecek.

-Serevin'de bulunduğunuz süre boyunca güvenliğinizden ben sorumluyum.

Aerion başını hafifçe eğdi.

-Bunu duymak içimi rahatlattı.

Albrecht masasına geri döndü.

-Buna karşılık benim de sizden bir ricam olacak.

The story has been illicitly taken; should you find it on Amazon, report the infringement.

Dört göz ona çevrildi.

-Kuzeye gitmeden önce burada birkaç gün daha kalın.

-Kimliklerinizin hazırlanması, yol için gerekli belgelerin düzenlenmesi ve ihtiyaç duyacağınız ekipmanların temin edilmesi zaman alacak.

-Ben de bu süreçte size elimden geldiğince yardım edeceğim.

Aerion kısa bir süre düşündü.

Ardından başını salladı.

-Kabul ediyorum.

-Acele etmek yerine...

-Hazırlıklı yola çıkmak daha doğru olur.

Albrecht memnuniyetle gülümsedi.

-O hâlde...

-Serevin'e hoş geldiniz.

-Bugünden itibaren bu konak, siz kuzeye doğru yola çıkana kadar eviniz olacak.

Albrecht'in sözlerinin ardından odadaki hava biraz olsun yumuşadı.

Yaşlı tüccar masasındaki küçük zili çaldı.

Birkaç saniye sonra kapı açıldı.

İçeri takım elbiseli genç bir görevli girdi.

-Buyurun efendim.

Albrecht masanın üzerindeki birkaç belgeyi uzattı.

-Bu dört kişi için hazırlıkları hızlandırın.

-Kimlikleri bugün tamamlanacak.

-Ayrıca şehirdeki en iyi terziye haber verin.

-Kuzeye uygun yol kıyafetleri hazırlasın.

Görevli belgeleri aldı.

-Emredersiniz.

Kapı yeniden kapandı.

Albrecht tekrar Aerion'a döndü.

-Kuzey'e uzun bir yolculuk yapacaksınız.

-Buradaki ince kumaşlar ilk karı bile göremez.

-Oraya uygun kıyafetler hazırlatacağım.

Aerion başını salladı.

-Bunun için teşekkür ederim.

-Bizim şu anda en büyük eksiğimiz ekipman.

-Silah, zırh ve erzak.

Albrecht hafifçe gülümsedi.

-Batı Ticaret Birliği'nin en güçlü olduğu konu tam da bu.

-Serevin'de para karşılığında bulamayacağın eşya neredeyse yoktur.

Selwyn sessizce dinliyordu.

Sonunda merak ettiği soruyu sordu.

-Kuzey...

-Gerçekten anlatıldığı kadar sert bir yer mi?

Albrecht'in yüzündeki tebessüm kayboldu.

-Sert mi?

-Bu kelime bile yetersiz kalır.

-Kışın bazı bölgelerde nefesin havada donar.

-Kar fırtınaları günlerce sürer.

-Bazı dağ geçitleri ise aylar boyunca tamamen kapanır.

Aerion sakin bir ifadeyle ekledi.

-Ama orası benim evim.

-Ne kadar değişmiş olursa olsun...

-Bütün çocukluğum orada geçti.

Albrecht ona baktı.

-Kaervost Dükanlığı'na gitmekte kararlı görünüyorsun.

-Evet.

-Orada yarım kalan işlerim var.

-Ve almam gereken emanetler.

Yaşlı tüccar birkaç saniye düşündü.

Sonra masasının çekmecesini açtı.

İçinden eski görünümlü, deri kaplı bir harita çıkardı.

Haritayı dikkatlice masanın üzerine serdi.

-Bu...

-Batı Ticaret Birliği'nin kullandığı en güncel kuzey haritalarından biri.

Parmağını haritanın güneyine koydu.

-Şu anda buradayız.

Serevin.

Parmağı yavaşça kuzeye doğru ilerledi.

-Düz bir yol izlerseniz yaklaşık üç ay sürer.

-Ama sınırlar, geçitler ve denetimler yüzünden bunu yapamazsınız.

Aerion dikkatle haritayı inceliyordu.

Albrecht parmağını dağlık bir bölgeye götürdü.

-Burada eski bir ticaret yolu var.

-Artık çok az kişi kullanıyor.

-Tehlikelidir...

-Ama sizi dikkat çekmeden kuzeye ulaştırabilir.

Aerion haritadaki yolu hafızasına kazıdı.

-Bunu kullanacağız.

Albrecht haritayı dikkatlice katladı.

-Siz yola çıkmadan önce bunun bir kopyasını hazırlatırım.

Aerion tam teşekkür edecekken...

Kapı çaldı...

Kapı tam açılacakken Selwyn'in bakışları kapıya kaydı.

-Bekle.

diye fısıldadı.

Bir sonraki anda Sözleşme Arması hafifçe parladı.

Başının iki yanındaki siyah boynuzlar, siyah mana parçacıklarına dönüşerek yavaş yavaş kayboldu. Kızıl gözleri de doğal bir kahverengiye büründü.

Artık karşılarında duran çocuk, on üç yaşlarında sıradan bir insan görünümündeydi.

Aerion onu baştan aşağı süzdü.

-Böyle daha güvenli.

Selwyn hafifçe gülümsedi.

-Evet. Kimse benden şüphelenmez.

Tam o sırada görevli içeri girdi.

-Efendim Albrecht.

-Terzi hazır. Ölçüleri almak için sizi bekliyor.

Albrecht başını salladı.

-Biz de geliyoruz.

Konağın alt katındaki geniş salonda terzi çoktan hazırlıklarını tamamlamıştı.

Lina, Elys ve Killian işlerini bitirmiş, bir kenarda bekliyorlardı.

Killian, Aerion'u görünce elini salladı.

-Sonunda geldiniz.

-Kimliklerimizi bile teslim aldık.

Lina gülümseyerek elindeki küçük deri cüzdanı gösterdi.

-Artık resmî olarak özgür insanlarız.

Elys de cebinden kimliğini çıkarıp tekrar yerine koydu.

-Bu his...

-Hâlâ garip geliyor.

Aerion onların yanına geldi.

-Görünüşe göre bizi bekletmemişler.

Terzi elindeki not defterini kapatıp onlara yaklaştı.

-Sıradaki sizsiniz.

Aerion öne çıktı.

Terzi omuzlarını, kol uzunluğunu, belini ve boyunu dikkatlice ölçtü.

Arada sırada notlar alıyor, yanında getirdiği kumaş örneklerini karşılaştırıyordu.

-Uzun beyaz bir ceket...

-Siyah gömlek...

-Kaliteli deri eldivenler...

-Ve uzun yolculuklara uygun sağlam çizmeler.

Aerion başını salladı.

-Aynen öyle.

-Bunlar yeterli.

Terzi son ölçüyü de aldıktan sonra Selwyn'e döndü.

-Sıra sende evlat.

Selwyn sessizce öne çıktı.

Kimse onun gerçek kimliğini bilmiyordu.

Bu yüzden ölçüler alınırken tek kelime bile etmedi.

Birkaç dakika sonra işlem tamamlandı.

Terzi not defterini kapattı.

-Yarın sabah hepsi hazır olur.

Tam o sırada Albrecht salona girdi.

Elinde birkaç deri kaplı belge vardı.

-Harika.

-Hepiniz buradasınız.

Belgeleri masanın üzerine bıraktı.

-Beklediğimden daha hızlı tamamlandı.

-Hepinizin yeni kimlikleri hazır.

Lina, Elys ve Killian kendi belgelerini çoktan aldıkları için yalnızca Aerion ile Selwyn'e uzattı.

Aerion deri kapağı yavaşça açtı.

İlk sayfada özenle işlenmiş Batı Ticaret Birliği mührü bulunuyordu.

Altındaki bilgiler ise tek tek yazılmıştı.

Adı: Aerion Argentis

Doğum Tarihi: 27.05.171

Memleketi: Kaervost Dükanlığı, Ostheim

Aerion'un bakışları uzun süre soyadının üzerinde kaldı.

Argentis.

Yıllardır bu ismi hiçbir resmî belgede görmemişti.

Hanedan düştüğü gün...

Sadece ailesini değil, adını da kaybetmişti.

Bugün ise...

O isim yeniden kendisine aitti.

Belgeyi sessizce kapattı.

Dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

-Eve dönüş...

-Sanırım gerçekten başladı.

Albrecht bunu fark etmişti.

-Soyadın senin için çok şey ifade ediyor, değil mi?

Aerion başını kaldırdı.

-Evet.

-Bir isim...

-Sadece insanı çağırmak için kullanılmaz.

-Bazen taşıdığı miras, kılıçtan bile ağır olur.

Albrecht hafifçe gülümsedi.

-O hâlde onu gururla taşı.

-Çünkü bugün yeniden kazandığın şey yalnızca özgürlüğün değil...

-Kimliğin de oldu.

‹ PreviousNext ›