← Novel

The White Reaper [Turkish]

Chapter 22 / 86

‹›

Eski Sözleşmenin Gölgesinde

The White Reaper [Turkish]

🌐Novel TranslateRead raw Chinese web novels in instant English — free Chrome extension.Add to Chrome

Odanın içindeki sessizlik...

Astraeus'un son sözlerinden sonra daha da ağırlaşmıştı.

Hiç kimse konuşmuyordu.

Çünkü artık herkes aynı gerçeği anlamaya başlamıştı.

Argentis Hanedanı yalnızca güçlü bir düşman tarafından yok edilmemişti.

Onlar...

Yıllar boyunca hazırlanan bir planın içine çekilmişlerdi.

Tam o sırada Astraeus yeniden konuştu.

"Fakat..."

"Thessaryn İmparatorluğu'nun hesaba katmadığı bir şey vardı."

Aerion bakışlarını kılıca çevirdi.

"Neydi?"

Astraeus'un üzerindeki Argentis arması yeniden parladı.

"Arthur Argentis."

Bu isim odadaki herkesin dikkatini çekti.

Aerion sessiz kaldı.

Büyükbabası...

Argentis Hanedanı'nın altın çağının mimarlarından biri.

Astraeus'un sesi odada yankılandı.

"Senin büyükbaban..."

"Thessaryn İmparatorluğu'nun en büyük korkusuydu."

"Arthur Argentis döneminde..."

"Argentis Hanedanı ile Thessaryn arasında büyük bir savaş başladı."

"Ve o savaş..."

"...Thessaryn için ezici bir yenilgiyle sonuçlandı."

Astraeus'un sesi ağırlaştı.

"Arthur yalnızca güçlü bir kılıç ustası değildi."

"O bir liderdi."

"Ordularını kusursuz yönetirdi."

"Düşmanın planlarını önceden görür..."

"Zayıflıklarını kullanır..."

"Ve imkânsız görünen zaferleri gerçeğe dönüştürürdü."

"Onun döneminde Thessaryn orduları defalarca geri çekilmek zorunda kaldı."

"İmparatorluk, tek bir hanedanın bile kendileri için ne kadar büyük bir tehdit olabileceğini gördü."

Albrecht yavaşça nefes verdi.

"Bu yüzden..."

"Argentis Hanedanı'nı tamamen yok etmek istediler."

"Evet."

Astraeus'un cevabı kesindi.

"Thessaryn, Arthur Argentis'i unutmadı."

"Bir gün onun gibi bir liderin yeniden ortaya çıkabileceğini biliyorlardı."

"Bu yüzden açık bir savaş yerine..."

"...hanedanı içeriden parçalamaya karar verdiler."

"Yıllarca beklediler."

"İnsanları satın aldılar."

"Bilgi topladılar."

"Ve doğru zamanı kolladılar."

Aerion'un bakışları sertleşti.

Tam o sırada Astraeus yeniden konuştu.

"Fakat Arthur Argentis'in bir sırrı vardı."

If you encounter this tale on Amazon, note that it's taken without the author's consent. Report it.

Aerion kılıca baktı.

"Neydi?"

"İblisle yaptığı sözleşme."

Odadaki herkes Astraeus'a döndü.

"Arthur Argentis..."

"...Bertram Ashryn ile aynı yolu seçti."

"Bertram Ashryn."

Bu isim odada yankılandı.

Aerion'un ifadesi değişmedi.

Çünkü bu ismi zaten biliyordu.

Lina, Elys ve Killian da sessizce dinliyordu.

Onlar bu gerçeği daha önce öğrenmişti.

Aerion devam etti.

-Bertram Ashryn...

-Kont seviyesinde bir iblisti.

Benim geçmişte sözleşme imzaladığım varlıktı.

-Arthur, onun ve astlarının desteğiyle Thessaryn'e ağır darbeler indirdi.

-İmparatorluğun gizli operasyonları bozuldu.

-Askerî planları çöktü.

-Onların yıllarca hazırladığı birçok hamle başarısız oldu.

-Çünkü karşılarında yalnızca Arthur Argentis yoktu.

-Onun yanında Bertram Ashryn ve ona bağlı güçler de vardı.

Elwin yavaşça Aerion'a döndü.

-Lordum...

-Bir iblis ile sözleşme imzaladınız.

Bu bir soru değil, şaşkınlık dolu bir kabullenişti.

-Üstelik...

-Kont seviyesinde bir iblisle.

Aerion sakin bir şekilde başını salladı.

-Evet.

Isolde, Elwin ve Cassian sessizce onu dinliyordu.

Aerion devam etti.

-Fakat bu yeni bir şey değil.

-Bertram Ashryn ile yaptığım sözleşme geçmişte gerçekleşti.

-İki yıllık bir sözleşmeydi.

-İkinci yılın sonuna doğru...

-Bertram öldü.

Odadaki hava ağırlaştı.

-Bu yüzden artık onunla değil...

-...torunuyla sözleşmeliyim.

Aerion birkaç saniye durdu.

-Selwyn Ashryn.

-Bertram'ın mirasını taşıyan kişi.

Lina, Elys ve Killian birbirlerine baktılar.

Onlar Selwyn ile yapılan sözleşmenin nasıl gerçekleştiğini biliyordu.

O gün...

O mağaranın derinliklerinde Aerion'un kararını verirken yanında durmuşlardı.

Elys sessizce konuştu.

-Selwyn...

-Gerçekten Bertram Ashryn'in torunu.

Aerion başını salladı.

-Ve onunla yaptığım sözleşme...

-Arthur Argentis'in yıllar önce attığı adımın devamı.

Astraeus'un üzerindeki arma hafifçe parladı.

"İnsanlar ve iblisler arasındaki bağ..."

"Her zaman düşmanlık üzerine kurulmak zorunda değildir."

Odadaki herkes sessiz kaldı.

Çünkü geçmiş ile gelecek...

İlk kez bu kadar açık şekilde birbirine bağlanmıştı.

Bir süre sonra Aerion ayağa kalktı.

-Size başka bir şey göstereceğim.

Kapıya yöneldi.

Yakındaki bir hizmetliyi çağırdı.

Hizmetli hızla yanına gelip eğildi.

-Emredin, efendim.

Aerion sakin bir sesle konuştu.

-Odamdaki mana kılıcını getir.

Hizmetli kısa bir şaşkınlık yaşasa da hemen başını eğdi.

-Emredersiniz.

Hizmetli odadan ayrılırken...

Toplantı odasındaki herkes sessizce beklemeye başladı.

Çünkü birazdan görecekleri şey...

Sadece bir silah olmayacaktı.

Bu...

Aerion'un geçmişinden kalan başka bir sırrın ortaya çıkışıydı.

Birkaç dakika sonra...

Toplantı odasının kapısı yeniden çalındı.

Kapı açıldığında içeri giren hizmetli, iki eliyle uzun ve siyah bir kılıf taşıyordu.

Saygıyla eğilerek konuştu.

-Efendim, istediğiniz mana kılıcı.

Aerion başını hafifçe salladı.

-Masaya bırakabilirsin.

Hizmetli kılıfı dikkatlice masanın üzerine yerleştirdi ve sessizce odadan ayrıldı.

Odadaki herkesin bakışları kılıfa yöneldi.

Fakat Aerion hemen açmadı.

Birkaç saniye boyunca kapıya baktı.

Ardından sakin bir sesle konuştu.

-Selwyn.

Odada bulunan herkes kısa bir an duraksadı.

Çünkü Aerion'un kimi çağırdığını biliyorlardı.

Kapı yavaşça açıldı.

İçeri giren kişi Selwyn Ashryn'di.

Normalde günün büyük bölümünü mana kılıcının içinde geçirirdi. Mana kılıcının içinde bulunmak, onun için hem daha güvenli hem de daha rahat bir durumdu.

Ancak bugün farklıydı.

Selwyn odanın içine girerken gerçek görünümünün bazı izlerini gizlememişti.

Başındaki iki görkemli boynuz açıkça görünüyordu.

Boynunun sağ tarafındaki ince pullar da saklanmamıştı.

Sadece büyük kanatlarını gizlemişti.

Aerion ona baktı.

-Normalde gün içinde kılıcın içinde vakit geçirirdin.

-Kendin çıkmayı pek tercih etmezdin.

-Kılıcın dışında olmanın özel bir sebebi mi var?

Selwyn omuzlarını hafifçe kaldırdı.

-Kendimi gizlemekten sıkıldım diyelim.

Odadaki birkaç kişi dikkatini ona çevirdi.

Selwyn sakin bir şekilde devam etti.

-Bu konakta bana zarar verebilecek kimse yok.

-Auramı baskılayıp rahat rahat takılıyorum.

Bu sözler üzerine Aerion hafifçe başını salladı.

Selwyn'in düşüncesini anlıyordu.

Uzun süre boyunca kimliğini saklamak zorunda kalmıştı.

Şimdi ise en azından güvendiği insanların arasında gerçek hâliyle durabiliyordu.

Aerion masanın etrafındaki kişilere baktı.

-Artık saklamasına gerek yok.

Selwyn sessizce odadaki insanları inceledi.

Isolde, Elwin ve Cassian onu dikkatle izliyordu.

Özellikle Elwin'in bakışlarında temkin vardı.

Ancak kimse düşmanca davranmıyordu.

Aerion Selwyn'in gizlediği kanatlara baktı.

-Kanatlarını hâlâ saklıyorsun.

Selwyn başını hafifçe çevirdi.

-Boynuzlarımı gizlemem yeterince zor.

-Bir de kanatlarla uğraşmak istemedim.

Kısa bir sessizlik oldu.

Ardından Selwyn derin bir nefes aldı.

İçindeki gücü serbest bırakmaya başladı.

Odanın içindeki hava aniden ağırlaştı.

Baskıladığı aura yavaşça yayıldı.

Kadim ve güçlü bir enerji, toplantı odasının her köşesinde hissedildi.

Selwyn'in arkasında karanlık çizgiler oluştu.

Gizlediği kanatlar yavaşça ortaya çıktı.

Büyük ve görkemli kanatlar...

Onu gören herkes, karşılarındaki kişinin sıradan bir iblis olmadığını anlayabiliyordu.

Lina, Elys ve Killian bu görüntüyü daha önce görmüştü.

Bu yüzden yalnızca sessizce izlediler.

Fakat Gölge Eli üyeleri için durum farklıydı.

Yıllarca Argentis Hanedanı'nın sırlarını koruyan bu savaşçılar bile karşılarındaki varlığın gücünü hissedebiliyordu.

Isolde'nin bakışları değişti.

Elwin'in eli istemsizce kılıcına yaklaştı.

Cassian ise sessizce Selwyn'i inceledi.

Sonunda Elwin konuştu.

-Lordum...

-Yanınızdaki kişi gerçekten bir iblis soylusu.

Aerion ona baktı.

-Evet.

-Selwyn Ashryn.

-Bertram Ashryn'in torunu.

Elwin birkaç saniye sessiz kaldı.

-Ve ona güveniyorsunuz.

Aerion hiç tereddüt etmedi.

-Evet.

-Çünkü o benim düşmanım değil.

-Benim müttefikim.

Selwyn'in bakışları kısa bir an Aerion'a kaydı.

Bu sözleri duymaya alışık değildi.

Fakat Aerion'un ona olan yaklaşımı başından beri değişmemişti.

Tam o sırada Astraeus'un üzerindeki arma hafifçe parladı.

-Bertram Ashryn'in mirası...

-Yıllar sonra bir Ashryn, yeniden bir Argentis'in yanında duruyor.

Selwyn yavaşça Astraeus'a baktı.

Geçmişin iki farklı mirası...

Aynı odada bulunuyordu.

Biri Arthur Argentis döneminden kalan kutsal kılıçtı.

Diğeri ise Bertram Ashryn'in soyundan gelen son kişiydi.

🌐Novel TranslateRead raw Chinese web novels in instant English — free Chrome extension.Add to Chrome
‹ PreviousNext ›