← Novel

The White Reaper [Turkish]

Chapter 23 / 86

‹›

Kayıp Hanedanın Mirası

The White Reaper [Turkish]

🌐Novel TranslateRead raw Chinese web novels in instant English — free Chrome extension.Add to Chrome

Selwyn birkaç saniye boyunca Astraeus'a baktı.

Kılıçtan yayılan ses, onun için yalnızca eski bir silahın konuşması değildi.

Bu, Bertram Ashryn'in ve geçmişte kurulmuş olan bağın hâlâ devam ettiğinin bir göstergesiydi.

Ancak odadaki herkesin dikkatini üzerinde tuttuğunu fark edince derin bir nefes aldı.

Yaydığı aura yavaşça azalmaya başladı.

Kadim ve ağır enerji, birkaç saniye içinde tekrar bedeninin içine çekildi.

Arkasında beliren büyük kanatlar da yavaşça kayboldu.

Kısa süre sonra Selwyn yeniden eski hâline döndü.

Sadece başındaki iki boynuz ve boynunun sağ tarafındaki ince pullar görünür durumdaydı.

Selwyn çevresindeki bakışları fark etti.

-Sanırım yeterince gösterdim.

Sakin bir ifadeyle konuştu.

-Bir süre daha böyle durursam herkesin bana bakmaya devam edeceğini düşünüyorum.

Aerion hafifçe başını salladı.

-Doğru.

Selwyn birkaç adım ilerledi ve Aerion'un yanındaki boş sandalyeye oturdu.

Normalde günün büyük bölümünü Astraeus'un içinde geçirirdi.

Ancak bugün ilk kez, kimliğini saklamadan insanların arasında oturuyordu.

Selwyn arkasına yaslandı.

-Yıllarca kendimi gizlemek zorunda kaldım.

-Artık sürekli bunu yapmak zorunda olmamak...

-Beklediğimden daha rahatlatıcıymış.

Aerion ona kısa bir bakış attı.

-Burada sana zarar verebilecek biri yok.

Selwyn hafifçe gülümsedi.

-Farkındayım.

-Bu yüzden ilk kez biraz rahat davranabiliyorum.

Odadaki hava artık önceki kadar gergin değildi.

Lina, Elys ve Killian zaten Selwyn'in kim olduğunu biliyordu.

Isolde, Elwin ve Cassian ise hâlâ karşılarındaki durumu anlamaya çalışıyordu.

Fakat en azından artık onun bir tehdit olmadığını biliyorlardı.

Aerion masanın üzerindeki siyah kılıfa uzandı.

-Şimdi asıl konuya dönelim.

Kılıfı açtı.

İçinden sade görünümlü bir mana kılıcı çıktı.

Kılıcın kabzası ve yapısı dikkat çekici olsa da üzerinde herhangi bir kadim arma veya özel güç belirtisi yoktu.

Albrecht merakla baktı.

-Bu...

-Bahsettiğiniz kılıç mı?

Aerion başını salladı.

-Evet.

Lina hafifçe gülümsedi.

-Onu ben oluşturdum.

Odadaki birkaç kişi şaşkınlıkla ona döndü.

Lina açıklamaya devam etti.

-Özel bir yeteneği yok.

-Yalnızca saf mana ile oluşturulmuş bir kılıç.

-Fakat içine belirli miktarda mana depolanabiliyor.

-Bu sayede savaş sırasında tekrar tekrar kullanılabilir.

Aerion kılıcı eline aldı.

Kılıcın üzerinde hafif bir mana akışı oluştu.

-Şu anda benim için kullanışlı olan tarafı bu.

-Her zaman yanımda fazladan bir mana kaynağı taşıyabiliyorum.

Isolde dikkatle kılıca baktı.

-Yani bu...

-Eski Argentis miraslarından biri değil.

Aerion başını salladı.

-Hayır.

-Bu yalnızca Lina'nın oluşturduğu bir kılıç.

Lina hafifçe omuzlarını kaldırdı.

-Ama işe yarıyor.

Killian gülümseyerek konuştu.

-Basit görünse de birkaç kez hayatımızı kurtardı.

Aerion kılıcı tekrar masaya bıraktı.

Ardından herkesin asıl beklediği şeye yöneldi.

Eski kitap.

If you stumble upon this narrative on Amazon, it's taken without the author's consent. Report it.

Yavaşça kapağına uzandı.

Yıpranmış deri kapak, yılların ağırlığını taşıyordu.

Üzerinde belirgin bir arma yoktu.

Sadece eski zamanlardan kalma birkaç silik sembol bulunuyordu.

Aerion kitabı açtı.

İlk sayfalar dikkatlice çevrildi.

Eski mürekkebin kokusu odaya yayıldı.

Sayfalarda tarih kayıtları, isimler ve unutulmuş olayların notları bulunuyordu.

Isolde öne doğru eğildi.

-Bu yazılar...

-Argentis kayıtlarına benzemiyor.

Elwin birkaç satırı inceledi.

-Hayır.

-Fakat eski dönemlere ait olduğu kesin.

Aerion birkaç sayfayı daha çevirdi.

Bazı bölümlerde savaş kayıtları vardı.

Bazılarında ise eski soylu ailelerin isimleri ve anlaşmalar yazıyordu.

Cassian dikkatle bir sayfaya baktı.

-Burada Thessaryn'den bahsediliyor.

Odadaki herkesin dikkati aynı anda o noktaya yöneldi.

Aerion kitabı biraz daha yaklaştırdı.

Sayfada eski bir savaşın kısa kaydı bulunuyordu.

Fakat yazıların bir kısmı silinmişti.

Birileri bazı bölümleri özellikle değiştirmiş gibiydi.

Astraeus sessiz kaldı.

Ancak Aerion, kılıcın içindeki varlığın bunu fark ettiğini hissedebiliyordu.

Çünkü bu kitap...

Sadece eski kayıtları anlatmıyordu.

Birilerinin gizlemeye çalıştığı gerçekleri de taşıyordu.

Aerion birkaç sayfa daha çevirdi.

Başlangıçta karşılaştıkları kayıtlar, eski savaşlardan, soylu ailelerin anlaşmalarından ve unutulmuş tarih olaylarından bahsediyordu.

Ancak ilerleyen sayfalarda yazıların tarzı değişmeye başladı.

Mürekkep daha soluktu.

Kullanılan semboller ise önceki bölümlerden farklıydı.

Isolde kitabın üzerindeki yazılara dikkatlice baktı.

-Bu bölüm diğerlerinden çok daha eski görünüyor.

Aerion sayfayı yavaşça çevirdi.

Eski bir hanedanın sembolü, sayfanın üst kısmında hâlâ belirginliğini koruyordu.

Altındaki yazılar ise yılların yıpratıcılığına rağmen okunabilecek durumdaydı.

Aerion satırları sessizce inceledi.

Ardından alçak bir sesle okumaya başladı.

-Kuzeyin On Dördüncü Şövalye Hanedanı...

Bir an durdu.

Bakışları sayfanın devamındaki isme kaydı.

-Thyraxis.

Odadaki hava bir anda değişti.

Astraeus'un üzerindeki Argentis arması hafifçe parladı.

"Thyraxis..."

Kılıcın sesi, diğer zamanlardan farklı bir ağırlık taşıyordu.

Sanki çok eski bir hatırayı yeniden canlandırmıştı.

Aerion gözlerini Astraeus'a çevirdi.

-Bu hanedanı biliyor musun?

Kısa bir sessizlik oldu.

"Bilirim."

"Thyraxis, zamanında Kuzey'in en güçlü şövalye hanedanlarından biriydi."

Aerion tekrar kitaba döndü.

Sayfadaki kayıtlar, Thyraxis'in geçmişini anlatıyordu.

-Burada yazanlara göre...

-Thyraxis Hanedanı, Argentis ile aynı seviyede bir güç olarak görülüyormuş.

Elwin şaşkınlıkla kitaba baktı.

-Argentis ile aynı seviyede mi?

Aerion başını hafifçe salladı.

-Evet. En azından bu kayıtlar öyle söylüyor.

Sayfalarda iki hanedanın sahip olduğu güçlerden bahsediliyordu.

Argentis'in kılıç ustalığı ve savaş yetenekleri...

Thyraxis'in ise farklı bir alandaki uzmanlığı.

Aerion birkaç satırı daha okudu.

-Thyraxis soyunun en büyük sırrı...

-Zamanı kontrol etmeye yönelik tekniklermiş.

Odadaki herkes sessizleşti.

Lina'nın gözleri hafifçe büyüdü.

-Zamanı kontrol etmek...

-Böyle bir teknik gerçekten var olabilir mi?

Astraeus'un sesi sakin bir şekilde yankılandı.

"Thyraxis'in teknikleri, zamanı tamamen durdurmak veya geçmişi değiştirmek gibi basit kavramlar değildi."

"Ancak zamanın akışını hissetmek, hızını değiştirmek ve kısa süreli müdahalelerde bulunmak konusunda eşsizlerdi."

"Bu yüzden diğer hanedanlar onların gücünden korkardı."

Aerion sayfaları çevirmeye devam etti.

Fakat ilerleyen bölümlerde anlatılanlar daha karanlık bir hâl almaya başladı.

-Uzun yıllar boyunca...

-Thyraxis Hanedanı birçok felaket yaşadı.

-Savaşlar...

-İç çatışmalar...

-Ve bilinmeyen kayıplar...

-Sonunda geriye yalnızca iki genç kız kaldı.

Odadaki herkes sessizce dinliyordu.

Aerion okumaya devam etti.

-Bu iki genç kız, Thyraxis soyunun son varisleriydi.

-Hanedanın devam edebilmesi için...

-Argentis soyunun iki oğluyla evlendiler.

-Ve böylece Thyraxis kanı, Argentis Hanedanı'na katıldı.

Sayfanın son kısmına geldiğinde Aerion'un ifadesi değişti.

-Burada...

-Thyraxis'in tamamen tarih olduğu yazıyor.

-Hanedanın adı sona ermiş.

-Fakat sahip oldukları teknikler...

-Argentis mirasına aktarılmış.

Odadaki sessizlik ağırlaştı.

Çünkü bu bilgi yalnızca eski bir hanedanın sonunu anlatmıyordu.

Aynı zamanda Argentis Hanedanı'nın gücünün arkasındaki gerçekleri de ortaya çıkarıyordu.

Aerion yavaşça Astraeus'a baktı.

-Yani Argentis'in zaman teknikleri Thyraxis'ten mi geldi?

Astraeus'un cevabı gecikmedi.

"Evet."

"Argentis Hanedanı yalnızca kendi soyundan gelen güçlerle büyümedi."

"Yüzyıllar boyunca farklı mirasları bünyesine kattı."

"Thyraxis'in zaman üzerindeki bilgisi de bunlardan biriydi."

Aerion tekrar kitaba baktı.

Sayfanın kenarında silik bir not daha bulunuyordu.

Yazıların büyük bölümü zamanla kaybolmuştu.

Ancak birkaç kelime hâlâ seçilebiliyordu.

-Son varis...

-Zamanın mirası...

-Unutulan soy...

Aerion'un kaşları hafifçe çatıldı.

Çünkü kayıtlar, Thyraxis'in yalnızca geçmişte kalmış bir hanedan olmadığını gösteriyordu.

Onların mirası...

Argentis kanında yaşamaya devam ediyordu.

Aerion birkaç saniye daha kitabın açık sayfasına baktı.

Thyraxis Hanedanı...

Yüzyıllar önce sona ermiş olmasına rağmen bıraktığı miras hâlâ Argentis kanında yaşamaya devam ediyordu.

Fakat bu gece ortaya çıkan gerçekler bununla sınırlı değildi.

Bertram Ashryn'in mirası...

Arthur Argentis'in gizli ittifakı...

Ve hanedanın içine sızan ihanetler...

Hepsi aynı geçmişin parçalarıydı.

Aerion kitabın kapağını yavaşça kapattı.

-Şimdilik bu kadar yeter.

Odadaki herkes sessizce ona baktı.

Aerion kitabı tekrar eski kutusunun içine yerleştirdi.

-Bu kayıtların tamamını incelemek için daha fazla zamana ihtiyacımız var.

-Bazı şeyleri aceleyle anlamaya çalışırsak gözden kaçırabiliriz.

Albrecht başını salladı.

-Haklısın.

-Bugün öğrendiklerimiz bile uzun süre düşünmemiz gereken şeyler.

Isolde, Elwin ve Cassian da sessizce onayladı.

Özellikle Gölge Eli üyeleri için bu gece öğrendikleri gerçekler büyük önem taşıyordu.

Yıllarca korudukları hanedanın geçmişi...

Sandıklarından çok daha derindi.

Aerion ayağa kalktı.

-Herkes biraz dinlensin.

-Yarın daha sakin bir şekilde konuşmaya devam ederiz.

Selwyn de bulunduğu yerden kalktı.

Kanatlarını tekrar açmasına gerek kalmadan, sakin bir şekilde Aerion'un yanına geçti.

-Bu kadar olaydan sonra biraz dinlenmek kötü olmaz.

Killian hafifçe gülümsedi.

-Buna ilk kez katılıyorum.

-Bugün gerçekten fazlasıyla yorucuydu.

Lina kitabın bulunduğu kutuya son kez baktı.

-Fakat en azından birçok soruya cevap bulduk.

Elys başını salladı.

-Ve daha fazla sorunun ortaya çıktığını da gördük.

Bu söz üzerine odada kısa bir sessizlik oluştu.

Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyordu.

Geçmişin sırları açıldıkça...

Daha fazla bilinmeyen ortaya çıkıyordu.

Aerion kutuyu dikkatlice aldı.

-Bunu güvenli bir yerde saklayacağım.

-Şimdilik kimsenin eline geçmemesi gerekiyor.

Albrecht ona baktı.

-Bunun için gereken her şeyi yapacağım.

-Bugünkü yardımın karşılığında değil...

-Argentis Hanedanı'na olan borcum için.

Aerion hafifçe başını salladı.

-Teşekkür ederim.

Böylece toplantı sona erdi.

Herkes odadan ayrılmaya başladı.

Lina, Elys ve Killian kendi odalarına doğru ilerledi.

Selwyn de Aerion ile birlikte ayrıldı.

Normalde tekrar mana kılıcının içine dönmesi gerekecekti.

Ancak bu gece, ilk kez dışarıda kalmayı tercih etti.

Bir süre sonra koridorda yalnızca Gölge Eli'nin üç üyesi kaldı.

Isolde, Elwin ve Cassian sessizce birbirlerine baktılar.

Ardından Elwin konuştu.

-Görevimize devam etme zamanı geldi.

Cassian başını salladı.

-Yıllardır olduğu gibi.

Isolde konağın dışına açılan kapıya baktı.

-Fakat artık durum değişti.

-Lord Aerion hayatta.

-Ve Argentis Hanedanı'nın mirası yeniden ortaya çıktı.

Üçü de bunun anlamını biliyordu.

Yıllardır gölgelerde yürüyerek korudukları amaç...

Artık yeni bir görevimiz var.

Isolde başını eğdi.

-Lordumuzun yolunu hazırlamak için daha fazla bilgi toplamamız gerekiyor.

Elwin ve Cassian sessizce onayladı.

Bir süre sonra üç savaşçı konağın ana kapısına ulaştı.

Dışarıdaki soğuk gece havası onları karşıladı.

Elwin son kez arkasını dönüp konağa baktı.

Yıllar boyunca kayıp sandıkları kişi...

Şimdi yeniden karşılarındaydı.

Ancak bu kez küçük bir çocuk olarak değil.

Kendi kaderini taşıyan bir savaşçı olarak.

Cassian atlarına yöneldi.

-Geri dönmemiz ne kadar sürer?

Isolde düşünceli bir şekilde cevap verdi.

-Bilinmez.

-Fakat bulduğumuz her bilgiyle geri döneceğiz.

Üçü atlarına bindi.

Ardından sessizce karanlığın içine doğru ilerlediler.

Görevleri henüz bitmemişti.

Argentis Hanedanı'nın kaybolan mirasını toplamak...

Ve yaklaşan geleceğe hazırlanmak için yeniden gölgelerde hareket edeceklerdi.

Batı Ticaret Birliği Konağı ise yavaş yavaş sessizliğe gömüldü.

Fakat o geceden sonra...

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

🌐Novel TranslateRead raw Chinese web novels in instant English — free Chrome extension.Add to Chrome
‹ PreviousNext ›