← Novel

The White Reaper [Turkish]

Chapter 3 / 86

‹›

Yaralar ve Sırlar

The White Reaper [Turkish]

Kan kokusu hâlâ geçidin taş duvarlarına sinmişti.

Yerde, parçalanmış silahlar ve ork cesetleri birbirine karışıyordu. Kırmızıya boyanan taş zemin, birkaç dakika önce yaşanan ölüm kalım savaşının sessiz tanığıydı.

Hiç kimse konuşmuyordu.

Dördü de ağır ağır nefes alıyor, yaralarını kontrol etmeye çalışıyordu. Attıkları her adım, kaslarında biriken yorgunluğu daha da belirgin hâle getiriyordu.

Aerion, kırılmış kılıcının geriye kalan parçasını eline aldı.

Sıradan çelik...

Yeraltının yaratıkları karşısında neredeyse hiçbir işe yaramamıştı.

Sessizce eğilip ölen orklardan birinin devasa baltasını yerden kaldırdı. Silah beklediğinden çok daha ağırdı. Kalın ahşap sapı yılların izini taşıyor, geniş metal başına ise anlamını bilmediği garip semboller kazınmıştı.

"Bunlar..." diye mırıldandı. "Sadece canavar değiller."

Elys, ölen orklardan birinin yanına çömeldi. Parmaklarını kolundaki savaş dövmelerinin üzerinde gezdirdi.

-Dövmeler aynı değil.

Aerion başını çevirdi.

-Ne demek istiyorsun?

-Şuna bak.

Baltalı orkun kolunu işaret etti.

-Desenler diğerlerinden daha ayrıntılı. Muhtemelen rütbelerini gösteriyor.

Killian da yanlarına çömeldi.

-Yani organize bir topluluklar.

"Hayır." dedi Elys başını iki yana sallayarak. "Organize bir toplum."

Bu sözlerin ardından kısa bir sessizlik çöktü.

Lina derin bir nefes aldı. Göğsündeki yara hâlâ zonkluyordu.

-Eğer bunlar sadece nöbetçilerse...

The narrative has been taken without authorization; if you see it on Amazon, report the incident.

Cümlesini tamamlayamadı.

Kimsenin devamını söylemesine gerek yoktu.

Hepsi aynı şeyi düşünüyordu.

Yeraltının daha derinlerinde, çok daha güçlü düşmanlar onları bekliyor olabilirdi.

Killian sırtını duvara yaslayıp yorgun bir kahkaha attı.

-Peki şimdi ne yapacağız?

Aerion düşünceli bir ifadeyle yere baktı.

-Bu hâlimizle ilerleyemeyiz.

-Ya geri dönersek?

Aerion acı bir tebessüm etti.

-Edward bizi boş elle döndüğümüz için önce güzelce döver, sonra da yeniden buraya gönderir.

Killian iç çekti.

-Yani iki seçeneğimiz de acıyla bitiyor.

-Evet.

-Kulağa hiç adil gelmiyor.

Aerion cevap vermedi.

Sessizce Lina'nın cep boyutundan çıkardığı çantasını açtı.

İçinden temiz bandajlar, küçük cam iksir şişeleri ve bitki bazlı merhemler çıkardı.

Elys şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.

-Bir dakika... Bunları nereden buldun?

Aerion'un dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.

-Edward'ın deposundan.

Killian'ın gözleri büyüdü.

-Şaka yapıyorsun.

-Hayır.

-Ne zaman?

-Bizi buraya göndermeden önce.

-Nasıl fark etmedi?

Aerion omuz silkti.

-Fark etseydi şu an burada olmazdık.

Lina hafifçe gülümsedi.

-Çalmak Aerion'un fikriydi.

Elini göğsüne götürdü.

-Ben de onları ışık büyüsüyle hazırlanmış küçük bir boyutsal cebe sakladım.

Elys hayretle ikisine baktı.

-Yani bütün bu malzemeler başından beri yanınızdaydı?

Aerion başını salladı.

-Edward bize sadece dört sıradan kılıç ve sönmek üzere olan iki kristal fener verdi.

Baltaya bakarak devam etti.

-Bizi ölüme gönderdiğini biliyordum. Bu yüzden elimden geldiğince hazırlık yaptım.

Killian birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra gülmeye başladı.

-İtiraf etmeliyim...

-Hayatımda ilk defa bir hırsıza bu kadar minnettarım.

Aerion bandajlardan birini ona uzattı.

-Bunu teşekkür yerine kabul ediyorum.

Lina, Elys ve Killian'a birer ilk yardım kiti verdi.

-İçlerinde iksir, bandaj ve bitki bazlı merhemler var.

-Kendinizi tedavi edin.

Üçü sessizce yaralarını sarmaya koyuldu.

Aerion ise Lina'nın omzundaki derin yarayı dikkatlice temizleyip bandajladı.

Lina, Aerion'un yüzünü birkaç saniye inceledi.

-Aerion...

-Hm?

-İyi misin?

Aerion kısa bir süre sustu.

-Çok sayılmaz.

-Bu nasıl cevap?

Başını iki eliyle tuttu.

-Sanki kafatasımın içinde bir şey uyanmaya çalışıyor.

Ses tonu gittikçe kısıldı.

-Başım... Patlayacak gibi.

Lina'nın yüzündeki ifade ciddileşti.

Hiç vakit kaybetmeden elini Aerion'un başının üzerine koydu.

Derin bir nefes aldı.

Etraflarındaki mana yavaşça avucunda toplanmaya başladı.

-Yaşamın kadim nefesi... Kırılan eti yeniden ör. Kutsal ışığın merhametiyle kanı durdur, kemiği kaynat, ruhu bedene yeniden bağla. Solmuş yaşam kıvılcımı yeniden alevlensin. Acılar son bulsun.

-İlahi Şifa.

Yumuşak, altın renkli bir ışık Lina'nın avucundan yükselerek Aerion'un bedenini sardı.

Kesikleri kapanmaya başladı.

Morlukları yavaş yavaş kayboldu.

Kaslarındaki ağrı hafifledi.

Fakat...

Aerion'un başındaki zonklama tek bir an bile azalmadı.

Birden gözlerini sımsıkı kapattı.

Nefesi düzensizleşti.

Lina hemen elini geri çekti.

-...Olmadı.

Aerion ağır ağır doğruldu.

-Hayır.

Başını tutmayı sürdürüyordu.

-Yaralarım iyileşti.

-Ama bu...

Şakaklarına bastırdı.

-...Hâlâ orada.

‹ PreviousNext ›