Geçitte yankılanan ayak sesleri yeniden duyulan tek ses hâline gelmişti.
Dört kişilik ekip, mana ile yeniden şekillendirilmiş kılıçlarını sıkıca kavrayarak ağır adımlarla ilerliyordu. Hiçbiri tetikte olmaktan vazgeçmiyordu. Elys'in hissettiği yüz kadar zayıf yaşam belirtisi ve onların çok daha ötesinde bulunan, gücü ölçülemeyen varlık hiçbirinin aklından çıkmıyordu.
Kristal fenerlerin solgun ışığı taş duvarlara vuruyor, üzerlerindeki eski sembolleri yalnızca birkaç anlığına görünür kılıyordu.
Bazıları derin pençe izlerini andırıyor, bazıları ise çok eski bir dile ait yazılar gibi görünüyordu. Sanki bu geçit yalnızca bir tünel değil, unutulmuş bir uygarlığın geride bıraktığı son hatıraydı.
Aerion bir anda durdu.
Yerde, taşların arasına damlamış koyu mor renkte kan vardı.
Ne ork kanına ne de insan kanına benziyordu.
Parmağını kana yaklaştırdı.
Hâlâ sıcaktı.
-Buradan kısa süre önce bir şey geçmiş.
Elys karanlığa baktı.
-Ve yalnız değildi.
Tam o anda...
Geçidin derinliklerinden kulakları delen bir çığlık yükseldi.
İlk anda bir insanın yardım çığlığına benziyordu.
Fakat saniyeler içinde bozuldu.
Ses çatallandı.
İnsan sesiyle vahşi bir yaratığın hırıltısı birbirine karıştı.
Dört arkadaş oldukları yerde donup kaldı.
Elys'in yüzü aniden bembeyaz kesildi.
-...O.
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar alçaktı.
-Gücü ölçülemeyen varlık...
-...Uyandı.
Çığlığın yankısı uzun süre taş duvarlarda dolaştı.
Ardından...
Her şey yeniden sessizliğe gömüldü.
Elys gözlerini kapattı.
Algılama büyüsünü bir kez daha kullandı.
Mana dalgaları sessizce geçidin derinliklerine yayıldı.
Birkaç saniye sonra yüzü gerildi.
-Canavarlar hareket ediyor.
Aerion hemen sordu.
-Bize doğru mu geliyorlar?
-...Evet.
Killian mana kılıcını kaldırdı.
-Sayıları?
-Hâlâ yaklaşık yüz tane.
-Hazırlanın.
Dördü de savaş pozisyonu aldı.
Geçidin derinliklerinden yüzlerce ağır adımın sesi yükselmeye başladı.
Taş zemin hafifçe titriyordu.
Sesler her geçen saniye biraz daha yaklaşıyordu.
Aerion nefesini tuttu.
-Geliyorlar...
Fakat Elys'in ifadesi bir anda değişti.
Kaşları şaşkınlıkla çatıldı.
-Bir dakika...
-Bir şeyler yanlış.
-Neden?
-Hiçbiri savaş düzeni almıyor.
-Ne demek istiyorsun?
-...Kaçıyorlar.
Tam o anda karanlığın içinden ilk ork fırladı.
Üzerindeki savaş dövmeleri kana bulanmıştı.
Elindeki baltayı çoktan düşürmüştü.
Arkasına bakmadan bütün gücüyle koşuyordu.
Ardından ikinci...
Üçüncü...
Sonra onlarcası...
Dar geçit birkaç saniye içinde panik içindeki orklar, goblinler ve diğer küçük yaratıklarla doldu.
Hiçbiri dört arkadaşa saldırmadı.
Hiçbiri silahını kaldırmadı.
Hiçbiri dönüp arkasına bakmaya bile cesaret edemiyordu.
Tek düşündükleri şey kaçmaktı.
Bir ork önündeki taşa takılarak yere kapaklandı.
Ayağa kalkmaya bile çalışmadı.
Elleriyle sürünerek uzaklaşmaya çalışıyordu. Arkasından gelenler onu ezip geçti. Kimse durmadı. Kimse yardım etmedi.
Bir diğeri korkudan baltasını düşürdü. Silahını almak için dönmeyi bile göze alamadı.
Gözlerindeki dehşet, gördüğü şeyin ölümden bile korkunç olduğunu anlatıyordu.
Canavar sürüsü dört arkadaşın yanından fırtına gibi geçip gözden kayboldu.
Geçit yeniden sessizliğe büründü.
Killian derin bir nefes verdi.
-...Korkudan akıllarını kaçırmışlar.
Aerion ise gözlerini karanlıktan ayırmıyordu.
Yaklaşık yüz savaşçı...
Hiçbiri savaşmayı düşünmemişti.
Onları bu hâle getiren şey...
Geçidin derinliklerinde hâlâ bekliyordu.
Uzun süre kimse konuşmadı.
Sonunda sessizliği Killian bozdu.
-Geri dönelim.
Bu kez kimse hemen karşı çıkmadı.
Çünkü ilk defa geri dönmek mantıklı görünüyordu.
Elys gözlerini yeniden kapattı.
Algılama büyüsünü bir kez daha kullandı.
Bu kez daha uzun süre sessiz kaldı.
Sonra yavaşça konuştu.
-...Garip.
-"Neymiş?" diye sordu Aerion.
-Az önce hissettiğim güç hâlâ orada.
-Ama...
-...Sönüyor.
Üçü de aynı anda ona baktı.
-Ne demek istiyorsun?
-Ölmek üzere.
-Ve...
Elys gözlerini açtı.
-Acı çekiyor.
Lina şaşkınlıkla kaşlarını çattı.
-Neye benziyor?
-Tam seçemiyorum.
-İnsansı.
-Küçük bir bedeni var.
-Muhtemelen...
-...Bir çocuk.
-Bir çocuk mu? dedi Killian.
-Yüzlerce canavarın korkudan kaçtığı şey bir çocuk olamaz.
-Bilmiyorum.
Elys başını iki yana salladı.
-Algıladığım şey bunu söylüyor.
Sessizlik yeniden çöktü.
Aerion derin bir nefes aldı.
-Eğer gerçekten bir çocuksa...
-...Onu burada ölüme terk edemeyiz.
Killian hemen itiraz etti.
-Ya bu bir tuzaksa?
-Ya görünüşü bizi kandırıyorsa?
Aerion başını salladı.
-Bu ihtimali ben de düşündüm.
-Bu yüzden gardımızı indirmeyeceğiz.
-En ufak bir ters harekette geri çekileceğiz.
Lina kararlı bir ifadeyle başını salladı.
-Katılıyorum.
Elys de kılıcını kavradı.
-Ben önden algılamaya devam edeceğim.
Killian iç çekti.
-Bir gün şu merhametiniz başımıza büyük iş açacak.
Aerion hafifçe gülümsedi.
-Bugün o gün olmayacağını umalım.
Dördü de silahlarını hazır tutarak, geçidin derinliklerinde kendilerini bekleyen bilinmeyen varlığa doğru yürümeye devam etti.