← Novel

The White Reaper [Turkish]

Chapter 9 / 86

‹›

Bertram'ın Vasiyeti

The White Reaper [Turkish]

Mağaranın içini yeniden sessizlik kapladı.

Kimse konuşmuyordu.

Kristal fenerlerin solgun ışığı, kırılmış sütunların gölgelerini mağaranın taş duvarlarına vuruyor; durgun suyun yüzeyi ise arada bir tavandan düşen damlalarla hafifçe dalgalanıyordu.

Ortaya atılan fikir, hepsinin aklını meşgul ediyordu.

Kan Sözleşmesi...

Adını bile ilk kez duyan Killian ve Lina, Elys'in anlattıklarından sonra bunun ne kadar büyük bir risk olduğunu anlamıştı. Buna rağmen Aerion'un yüzünde en ufak bir tereddüt yoktu.

Selwyn derin bir nefes aldı.

-Eğer bunu gerçekten yapmaya kararlıysan...

-Sana elimden gelen her konuda yardım edeceğim.

Lina sessizce elini havaya kaldırdı.

Önünde küçük, siyah bir büyü çemberi belirdi.

Çember birkaç saniye boyunca dönmeye devam etti.

Ardından içinden katlanmış birkaç boş kâğıt, mürekkep dolu küçük bir şişe ve siyah tüylü bir kalem yavaşça yere düştü.

Killian şaşkınlıkla ona baktı.

-Boyutsal büyünü bunun için mi kullanıyordun?

Lina hafifçe omuz silkti.

-Lazım olabilecek şeyleri önceden almıştım.

-Bazen işe yarıyor.

Aerion, kâğıtlardan birini eline aldı.

Taş zeminin üzerine diz çöktü.

Kalemi mürekkebe batırdıktan sonra Selwyn'e baktı.

-Maddeleri sırayla yazacağız.

-İkimiz de kabul etmediğimiz hiçbir şart bu sözleşmede yer almayacak.

Selwyn başını salladı.

-Anlaştık.

Aerion ilk satırı yazdı.

1. Taraflar, bu Kan Sözleşmesi'ni kendi özgür iradeleriyle kabul eder.

Kalemi Selwyn'e uzattı.

Selwyn ikinci maddeyi ekledi.

2. Taraflardan hiçbiri, diğerinin iradesini zorla ele geçiremez veya onu köleleştiremez.

Kalem yeniden Aerion'a geçti.

3. Selwyn, Aerion'un isteğiyle herhangi bir nesnenin içine girerek varlığını ve aurasını tamamen gizleyebilir.

Selwyn dördüncü maddeyi yazdı.

4. Aerion, Selwyn'i kendi çıkarı için feda edemez; Selwyn de Aerion'un hayatını kasıtlı olarak tehlikeye atamaz.

Aerion kısa bir an düşündü.

Sonra beşinci maddeyi ekledi.

5. Taraflardan biri sözleşmeyi sona erdirmek isterse, bu ancak iki tarafın da açık rızasıyla mümkün olur.

Selwyn son satırı dikkatlice yazdı.

6. Taraflardan birinin ölümü hâlinde Kan Sözleşmesi derhâl sona erer ve hayatta kalan taraf hiçbir yükümlülük altında kalmaz.

Kalem yavaşça yere bırakıldı.

İkisi de yazılan maddeleri baştan sona sessizce okudu.

Ne Aerion'un ne de Selwyn'in itiraz ettiği tek bir cümle vardı.

Aerion kemerinden küçük bir hançer çıkardı.

Hiç tereddüt etmeden başparmağının ucunu hafifçe kesti.

Birkaç damla kan, kâğıdın alt kısmına düştü.

Selwyn de aynı hareketi yaptı.

Kızıl renge çalan kan damlaları, Aerion'un kanının yanına düştü.

İkisi de aynı anda konuştu.

-Bu sözleşmeyi kendi özgür irademle kabul ediyorum.

Son damla da parşömene değdiği anda...

Kâğıdın üzerine çizilmiş yazılar koyu kırmızı bir ışıkla parlamaya başladı. Yazılar tek tek aydınlanırken, iki kan damlası ince çizgiler hâlinde birbirine doğru ilerledi.

The tale has been stolen; if detected on Amazon, report the violation.

Mağaradaki mana aniden hareketlendi.

Sessiz hava, görünmez bir güç tarafından sarsılıyormuş gibi ağırlaştı.

Kan damlaları birleştiği anda, parşömenin üzerinde karmaşık ve kadim bir büyü mührü belirdi.

Mühür bir an için parlak kırmızı bir ışık saçtı.

Ardından ışık sönerek yazıların içine işlendi.

Kan Sözleşmesi...

Artık tamamlanmıştı.

Parşömenin üzerindeki kızıl ışık tamamen söndü.

Mağarayı yeniden sessizlik kapladı.

Aerion, birkaç saniye boyunca elindeki parşömene baktı.

Sonra başını kaldırıp Selwyn'e döndü.

Dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi.

-Umarım iyi anlaşırız...

-Bertram Ashryn'in torunu, Selwyn Ashryn.

Sözleri mağaranın içinde yankılandı.

Bir an...

Hiç kimse konuşamadı.

Selwyn'in gözleri sonuna kadar açılmıştı.

Nefesi düzensizleşti.

-N... Ne?

Killian şaşkınlıkla Aerion'a baktı.

-Bekle...

-Sen büyükbabasının adını nereden biliyorsun?

Lina'nın kaşları çatıldı.

-Aerion...

-Bunu bize hiç anlatmadın.

Elys ise sessizce ikisini izliyordu.

Bakışları, sanki uzun zamandır eksik olan bir yapboz parçasını yerine oturtmaya çalışıyormuş gibiydi.

Selwyn güçlükle yutkundu.

Bakışlarını Aerion'dan ayıramıyordu.

Bir süre sonra titrek bir sesle konuşabildi.

-Geçmişte sözleşme yaptığın iblis...

Bir an duraksadı.

-Yoksa...

-Büyükbabam mıydı?

Aerion başını hafifçe salladı.

-Evet.

-İki yıl boyunca birlikte yolculuk yaptık.

-Bana birçok şey öğretti.

-Sadece Kan Sözleşmesi'ni değil...

-İblisleri, mana hakkında unutulmuş bilgileri ve bu dünyanın sandığımdan çok daha büyük olduğunu da.

Selwyn'in gözleri doldu.

-Büyükbabam...

-Son ana kadar savaştı demek...

Aerion'un sesi sakinliğini koruyordu.

-Hayır.

-Savaşı çoktan geride bırakmıştı.

-Onunla tanıştığımda artık yaşlı bir bilgeydi.

-Bana her zaman tek bir şey söylerdi.

Aerion kısa bir an sustu.

-Bertram Ashryn derdi ki...

-"Güç, elindeki kılıç değildir. Onu hangi amaç için kaldırdığındır."

Selwyn'in başı yavaşça öne eğildi.

Dudaklarında buruk bir tebessüm belirdi.

-Bu...

-Gerçekten onun söyleyeceği bir söz.

İlk kez, Aerion'a yalnızca hayatını kurtaran biri olarak değil...

Ailesinden geriye kalan son hatırayı taşıyan biri olarak bakıyordu.

Selwyn uzun süre başını kaldırmadı.

Mağaranın sessizliğinde yalnızca tavandan düşen su damlalarının sesi duyuluyordu.

Sonunda derin bir nefes aldı.

-Büyükbabamı...

-Herkes öldü sanıyordu.

-Annem bile ondan yıllardır haber alamadıklarını söylemişti.

Başını yavaşça kaldırdı.

-Görünüşe göre...

-Hayatının son yıllarını insan dünyasında geçirmiş.

Aerion başını hafifçe salladı.

-Evet.

-Beni bulduğunda oldukça yaşlıydı.

-Ama zihni hâlâ senden çok daha gençti.

Selwyn'in dudaklarında ilk kez içten bir gülümseme belirdi.

-Buna şaşırmadım.

-Büyükbabam hep öyleydi.

Lina merakla öne eğildi.

-Bertram... Nasıl biriydi?

Aerion kısa bir süre düşündü.

-Sakin.

-Sabırlı.

-Ve inanılmaz inatçı.

-Bana bir tekniği öğretirken aynı hareketi yüzlerce kez tekrar ettirdiğini hatırlıyorum.

-Başarana kadar da durmazdı.

Killian istemsizce güldü.

-Yaşlı olmasına rağmen seni böyle eğitebildiyse gerçekten korkutucu biriymiş.

Aerion'un yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

-Kılıcı artık eskisi kadar hızlı değildi.

-Ama bilgisi...

-Bugün tanıdığım herkesten daha derindi.

Selwyn sessizce dinliyordu.

Aerion konuşmaya devam etti.

-Bana hep ailesinden bahsederdi.

-Ashryn Kontluğu'yla gurur duyardı.

-Bir gün tekrar dönebileceğini düşünürdü.

Selwyn'in gözlerindeki ışık yavaşça söndü.

-Ne yazık ki...

-O geri dönecek bir yer kalmadı.

Bu sözler mağaranın havasını yeniden ağırlaştırdı.

Aerion, Selwyn'in omzuna hafifçe dokundu.

-Bertram bana son bir emanet bıraktı.

Selwyn'in başı hızla kalktı.

-Emanet mi?

Aerion başını salladı.

-Öldüğünden sonra açmamı istediği kutu.

-İçinde birkaç kişisel eşyası...

-Bir mektup...

-Ve Ashryn Hanedanı'nın mührünü taşıyan gümüş bir yüzük vardı.

Selwyn'in nefesi kesildi.

-Aile mührü...

Aerion devam etti.

-Onu yıllardır saklıyorum.

-Bir gün gerçek sahibine teslim edebilmek için.

Selwyn'in gözleri doldu.

-Tüm bu zaman boyunca...

-Onu korudun mu?

-Evet.

-Bertram benden bunu istemişti.

-Söz verdim.

-Ve verdiğim sözleri kolay kolay bozmam.

Selwyn yavaşça dizlerinin üzerine çöktü.

Titreyen ellerini yumruk yaptı.

Teşekkür etmek istiyordu.

Ama boğazındaki düğüm buna izin vermiyordu.

Uzun süren sessizliğin ardından yalnızca tek bir cümle kurabildi.

-...Teşekkür ederim, Aerion.

Aerion başını hafifçe salladı.

-Teşekkürü bana değil...

-Büyükbabanın sana bıraktığı mirasa layık olduğunda et.

Selwyn, bu sözlerin ardından ilk kez kararlı bir ifadeyle başını kaldırdı.

Annesini, babasını, yıkılan kontluğunu geri getiremezdi.

Ama Ashryn adının tamamen unutulmasına da izin vermeyecekti.

Aerion, Selwyn'in gözlerinin içine baktı.

-Büyükbabanın ölümünden sonra...

-Tam iki yılımı onun bıraktıklarını korumakla geçirdim.

Selwyn sessizce dinliyordu.

Aerion konuşmayı sürdürdü.

-Bertram bana yalnızca birkaç eşya bırakmadı.

-Ashryn Hanedanı'na ait birçok kayıt...

-Bazı kadim kitaplar...

-Aile mührü...

-Ve sizin için değerli olabilecek başka emanetler de vardı.

-Bana bunları emanet ederken tek bir şey söyledi.

Aerion'un sesi, Bertram'ın sözlerini hatırlarken biraz yumuşadı.

-"Eğer bir gün Ashryn soyundan biriyle karşılaşırsan... bunları ona teslim et."

Selwyn'in nefesi istemsizce hızlandı.

-Hepsi...

-Hâlâ duruyor mu?

Aerion başını salladı.

-Evet.

-Hanedanımın düşüşünden kısa süre sonra onları kuzeye götürdüm.

-Kaervost Dükanlığı'nın sınırları içerisinde, kimsenin kolay kolay ulaşamayacağı bir yere sakladım.

-Yerini gizlemek için de elimdeki en güçlü mühürü kullandım.

-O mühür o kadar güçlü ki...

-Onların bulmasına imkân yok.

Selwyn kaşlarını çattı.

-Onlar derken...

-Baran'ın adamları.

-Onlar yıllarca o emanetlerin peşine düşse bile mühürü kıramazlar.

Aerion kısa bir an duraksadı.

-Üstelik...

-Orayla ilgilenmesi için güvenilir bir dostumu da görevlendirmiştim.

-Eğer hâlâ yaşıyorsa...

-Emanetlere tek bir kişinin bile dokunmasına izin vermemiştir.

Selwyn'in kızıl gözleri umutla doldu.

-Demek...

-Ashryn Hanedanı'ndan geriye gerçekten bir şeyler kaldı...

Aerion hafifçe gülümsedi.

-Evet.

-Ve artık...

-Seninle karşılaştığıma göre...

-Oraya geri dönebilirim.

Mağaraya yeniden sessizlik çöktü.

Lina merakla sordu.

-Kaervost Dükanlığı...

-Burası kuzey kıtasının en sert bölgelerinden biri değil mi?

Aerion başını salladı.

-Evet.

-Benim doğduğum topraklar da orası.

Elys düşünceli bir ifadeyle konuştu.

-Yani artık yalnızca kaçmıyoruz.

-Bir hedefimiz de var.

Aerion'un gri gözleri kararlılıkla parladı.

-Önce bu mağaradan çıkacağız.

-Sonra özgürlüğümüzü kazanacağız.

-Ve en sonunda...

-Kuzeye gideceğiz.

-Bertram'ın mirasını gerçek sahibine teslim edeceğim.

Selwyn, Aerion'a uzun süre baktı.

O ana kadar onu yalnızca kendisini kurtaran biri olarak görmüştü.

Şimdi ise büyükbabasının son vasiyetini yılllar boyunca koruyan, verdiği sözü ölüm pahasına bile bozmayan bir şövalye olarak görüyordu.

İlk kez, Ashryn Hanedanı'nın tamamen yok olmadığını hissetti.

Çünkü geçmişinden kalan miras, hâlâ güvenilir ellerdeydi.

‹ PreviousNext ›